Trabzonspor kulübü Yönetimi, yeniden yapılanma ve kurumlaşma çalışmalarına biraz sancılı başlamasına karşın bu günlerde sular duruldu derken, Tolga'nın Beşiktaş'a transferi konusu kafaları karıştırdı yeniden. 


Mustafa Akçay, Trabzonspor olarak, 1461’den aklında olan oyuncularının da katılımı ile, bildiği doğrulardan şaşmadan ve abartmadan yeni sezon öncesi çalışmalarına aynı yerde Isparta'nın Talas kampında başladı. Bu çok önemli. Trabzonspor 70’li yıllarda yaşadığı değişimin bir benzerini bugün vizyona koyuyor. Her şey hazır... Avni Aker cehennemi, yerli teknik adam, teknik kadro ve yerli futbolculardaki sayısal çoğunluk, hepsi tamam.. İş kaldı Trabzonspor'a gönül verenlerin şehirde statta her yerde ve her şeyde bu çocuklara sahip çıkmalarına..Trabzonspor oyunda, sonuçta ve var olma savaşındaki başarılarında  bu gençlerin imzası olacak, olmalı da... Ligde yarışan takımlar her geçen gün hedef büyütüyor ve diğer takımlarla aradaki makas açılıyor. Güreşte bir söz vardır ‘Zor oyunu bozar’ diye. Ben bu söze inanan ve anı  yaşayanlardan biri olarak, Mustafa Akçay ve ekibinin çok koşan ve iyi mücadele eden bir Trabzonspor'u  yaratacaklarını hissediyorum. Birilerine şaka gibi gelebilir ama sonuçta bunları  birlikte görecek ve izleyeceğiz. Tolga Trabzonspor’da simge bir isim, örnek bir kaptan...Neden Beşiktaş'a  gönderilmek isteniyor. Bu ısrar neden!.. Bir yandan yerliler için gençlere bir mesaj verilirken bir yandan da  takıma katılan gençlere göz dağı mı verilmek isteniyor. Bu hiç doğru değil.Varsa bir gerekçesi yetkililer kamuoyu ile  paylaşmalı . Yönetim devraldığı kötü ekonomik tablo karşısındaki çaresizliğine kısa sürede bir çözüm olarak böyle bir karar aldı ise de tartışılır elbet. Bunu yaşayanlar görecek...

 

AYASOFYA MÜZESİ


Trabzon'un sakin ve huzurlu yaşamı sanki birilerini rahatsız ediyor. Nedir bu insanları rahatsız eden. Yılların Ayasofya müzesi camii oldu ve geçen cuma günü de dışarıdan getirilen insanlarla müze avlusuna da taşarak ilk cuma namazı kılındı. Ramazana girmeden her şey oldu bittiye getirildi.Trabzon Milletvekili Volkan Canalioğlu TBMM'de gündem dışı söz alarak konunun önemini vurgulasa da sesini duyan olmadı. Cami okul ve hastanelerle ilgili son verilere bakıyorum ,Türkiye'de 81.984 cami, 67.000 okul ve 1220 hastane var. 77.000 doktora karşılık, 90.000 din adamı var. 900 kişiye bir doktor, 780 kişiye bir din adamı, 60.000 kişiye bir hastane, 350 kişiye bir cami düşüyor.Trabzon'da ise  1093 cami var, okul ve hastaneler Türkiye geneli ile aynı paralelde.Trabzon'da Ayasofya Müzesi  dünya mirası bir eserdi, şimdilerde bir Sümela'sı kaldı. Gilman Kahyaoğlu bir dönem Trabzon Devlet Tiyatrosu’nda sahne almış değerli bir oyuncu. Ayrıca rahmetli babamın da can dostudur. Ayasofya Müzesinin cami olacağını duyunca sanatçı duyarlılığı ile gönderdiği mektubunu sizlerle paylaşmak istedim. İşte o mektup...

 

SUSKUN ÇAĞLARINDİLİDİR MÜZELER...


İnsan sesiyle, ibadete çağrı yaptığı için, Ezan; kulağa hoş gelir. Küçüklüğümde okunan, özellikle sabah ezanlarında ağlayarak uyandığımı hatırlarım. Ben küçükken, ne mikrofon ne hoparlörler vardı camilerde... Müezzin olabilmek kolay değildi. Önce güzel ses, sonra makam bilgisi isterdi. Her müezzin cami şerefesine ulaşmak için, daracık merdivenleri tırmanmak zorundaydı. Hepimizin bildiği gibi dinimiz, ibadet konusunda mekân zorunluluğu getirmeyen bir dindir ve her tür gösterişten, ifrattan uzak durulmasını emreder. Okuduğum bir haber; yukarıdaki düşüncelerimi, duygularımı yazmama neden oldu .  Müzeler, suskun çağların dilidir. Sözden, yazıdan, tüm dinlerden de önce; geçmiş çağlarda yaşayan insanların nasıl yaşadıklarını, neler yaptıklarını, görsel ve yazınsal olarak, bizlere sunan yerlerdir. Bizler; geçmiş çağların yaşamlarından öğretilerle, yaşamlarımızı düzenleriz ve bunları da müzelerden öğreniriz... Müzelerde bulunan objeleri gün ışığına kavuşturmak; arkeologlarca tam anlamıyla “iğne ile kuyu kazmak” demektir... Okunan Ezanın ibadete çağrısı gibi, Müzeler de; insanları, geçmişi tanımaya çağıran yerlerdir. Bu nedenle: Güzel okunan bir ezanın insanı etkilemesi, ibadetine şevk katması gibi, müzelerde; şehrin en güzel ve en geniş yerlerinde bulunmalı, insanların meraklarını cezp etmelidir bence... Trabzon Ayasofya Müzesi, böyle konumda olan bir anıt yapıdır. Çiçekli, ağaçlı ve deniz gören bahçesinde, müze çıkışı dinlenirken; insan olarak yaratıldığım, öğrenme, bilgilenme yetisiyle donandığım için şükretmişimdir hep. Yaradanın, insanlara verdiği akılla neler yaptıklarına hem şaşırıp hem sorgulayarak; beyinsel ve ruhsal hesaplaşmaya girmişimdir çoğu kez...  Türkiyemiz'in bir çok şehrinde bulunan müzeler ne yazık yer ve mekan itibariyle müze tanımına pek uymayan bir sıkışıklık içindedir. Trabzon Ayasofya Müzesi, yukarıda saydığım özelikleriyle diğer müzelerden faklıdır.  Değerli Trabzonlular! Bu güzel şehrimizde; görevim nedeniyle bulunduğum sırada, sizleri tanıdım. Sizlerin efendiliğinizi, aklıselim kişiler olduğunuzu, kültürle sanatla içiçeliğinizi ve geçmişe olan saygınızı biliyorum. Trabzon'u ve Trabzonluları çok seven biri olarak; sizlere bu yazı aracılığı ile sesleniyorum. Lütfen değerlerinize, tarihi kalıntılarınıza, kültür mirasınıza sahip çıkınız... Ayasofya müzesinin dönüşmesine izin vermeyiniz. O müzeyi gezen yerli, yabancı, inançlı, inançsız nice insanı; bilgiden, öğrenmeden mahrum bırakmayınız ve “İlim Çin’de de olsa öğrenin” buyruğunu da unutmayınız.


Gılman Kahyaoğlu

Peremeci