Bir şehrin kaderi bazen vizyonla, bazen de ilgisizlikle yazılır. Trabzon’un kaderine yazılmak istenen ama bir türlü tamamlanamayan hikâyelerden biri de Çakırgöl’dür.

Bir dönem Faruk Özak, Gençlik ve Spor Bakanlığı görevindeyken Çakırgöl’ü sadece bir proje olarak değil, Trabzon’un geleceğine açılan bir kapı olarak gördü. Kış ve kayak turizmi adına bölgenin sahip olduğu doğal avantajları fark etti, bunun için mücadele verdi, adımlar attı. Proje belli bir aşamaya geldi, umutlar büyüdü, heyecan oluştu.

Ama sonra ne oldu?

Ne yazık ki klasik bir hikâyeye dönüştü. Sahiplenilmeyen işler, yarım kalan hayaller ve rafa kaldırılan projeler… Çakırgöl, potansiyeline rağmen ilgisizliğin ve vizyonsuzluğun kurbanı oldu. Oysa orası sadece bir yayla değil; doğru planlama ile dört mevsim yaşayan, Trabzon ekonomisine ciddi katkı sağlayacak bir turizm merkezi olabilirdi.

Diğer tarafta ise Uzungöl…

Geçtiğimiz günlerde düzenlenen festival, elbette bölge esnafına ve turizme katkı sağlamak adına kıymetli bir organizasyon. Harcamalar yapıldı, hareketlilik sağlandı, işletmeler nefes aldı. Bunlara kimsenin itirazı yok. Ancak mesele tam da burada başlıyor:

Bir yere gösterilen hassasiyet, diğerine neden gösterilmez?

Uzungöl’ün kendine has doğası, yapısı ve turizm kimliği var. Orada yapılan etkinlikler, o coğrafyanın ruhuna uygun olabilir. Ama Çakırgöl bambaşka bir hikâye… Orası kış turizminin kalbi olmaya aday bir alan. Karıyla, doğasıyla, eğimiyle, ulaşım potansiyeliyle adeta “beni değerlendirin” diye haykırıyor.

Ama biz ne yapıyoruz?

Potansiyeli olanı büyütmek yerine, zaten doygunluğa ulaşmış alanlara yatırım yaparak günü kurtarmaya çalışıyoruz. Oysa gerçek kalkınma, yeni alanlar açmakla, yeni cazibe merkezleri oluşturmakla mümkündür.

Çakırgöl için yıllar önce yapılan etütler, analizler, planlamalar boşuna değildi. Her biri bu bölgenin turizm açısından ne kadar değerli olduğunu ortaya koyuyordu. Ama bir proje sadece başlatılmakla değil, sahiplenilmekle hayat bulur.

İşte eksik olan tam da bu: sahiplenme.

Faruk Özak’ın ortaya koyduğu vizyon, ne yazık ki aynı heyecanla devam ettirilemedi. O günkü inanç, bugüne taşınamadı. Trabzon’un kazanacağı bir değer, göz göre göre atıl bırakıldı.

Artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?

Trabzon, sahip olduğu değerlerin farkında mı, yoksa sadece görünenle mi yetiniyor?

Çakırgöl hâlâ orada… Sessiz, sabırlı ama kırgın bir şekilde bekliyor. Eğer gerçekten turizmde çeşitlilik, sürdürülebilirlik ve büyüme hedefleniyorsa; bu bekleyişe daha fazla kayıtsız kalınmamalı.

Çünkü bazı fırsatlar vardır, kaçırıldığında sadece zaman değil, bir şehrin geleceği de kaybedilir.