24 Mart 2026 Salı günü Özgür Özel’in grup toplantısında yaptığı konuşma, Türkiye siyasetinde uzun süredir bastırılmış bir tartışmayı yeniden su yüzüne çıkardı. Özel’in, özellikle Akın Gürlek ve benzeri isimler üzerinden yürüttüğü eleştiri, sadece bir kişiyi ya da bir dönemi hedef almakla kalmıyor; aynı zamanda “Terörsüz Türkiye” söyleminin nasıl bir hukuk zemini üzerine oturduğunu da sorguluyor.

Özel’in çıkışının merkezinde basit ama sarsıcı bir iddia var: Eğer bir ülkede hâlâ “suçsuz” olduğu iddia edilen insanlar cezaevindeyse, o ülkede yeni güvenlik yasalarıyla toplumsal barış inşa edilemez. Bu yaklaşım, Türkiye’de sıkça duyduğumuz “önce güvenlik mi, önce hukuk mu?” ikilemini yeniden gündeme getiriyor.

İktidar cephesi uzun süredir “Terörsüz Türkiye” vizyonunu, yeni yasal düzenlemelerle desteklemeyi planlıyor. Ancak muhalefetin önemli bir bölümü, bu yasaların mevcut yargı pratiği değişmeden hazırlanmasının, sorunu çözmek yerine daha da derinleştireceğini savunuyor. Özel’in sözleri tam da bu noktaya işaret ediyor: Yasa yapmak ile adalet üretmek aynı şey değildir.

Burada kritik sorun şu: Türkiye’de hukuk sistemi, toplumun geniş kesimlerinde güven veriyor mu? Eğer bu soruya net bir “evet” yanıtı verilemiyorsa, çıkarılacak her yeni yasa, ister güvenlik ister reform adı altında olsun, meşruiyet tartışmalarının gölgesinde kalacaktır.

Özel’in konuşması, aynı zamanda “suçsuz insanlar içeride” söylemi, somut örneklerle desteklendiği sürece siyasi retorik olarak yaftalanamaz. Bununla birlikte, bu tür çıkışların dikkate alınması gerekmektedir. Çünkü Türkiye’de yargıya dair tartışmalar, artık sadece muhalefetin değil, toplumun geniş kesimlerinin gündeminde.

“Terörsüz Türkiye” hedefi, elbette ki herkesin ortak arzusu. Ancak bu hedefe giden yolun yalnızca güvenlik politikalarından değil, güçlü bir hukuk devleti anlayışından geçtiği gerçeği de inkâr edilemez. Aksi halde, barış söylemi ile uygulamalar arasındaki uçurum büyümeye devam eder.

Özgür Özel’in çıkışı bir polemik olmanın ötesinde, Türkiye’nin temel meselelerinden birine parmak basıyor: Adalet olmadan güvenlik mümkün mü? Ve belki daha önemlisi, güvenlik adına atılan adımlar adaleti zedeliyorsa, o zaman gerçekten neyi inşa ediyoruz?

Bu soruların yanıtı verilmeden “Terörsüz Türkiye” sadece bir slogan olarak kalmaya mahkûm görünüyor.