Kalemine söz, kalbine göz değdi yazarın... Tıkanmıştı, çaresiz etrafına bakarken kadim gözağrısı uzaktan belirdi. Sıyaha kesmiş bir parkın banketinde oturuyordu. İki gündür evden uzak kendi yanlızlığını soluyan bu adam ikinci kez aynı kadına temaşayla baktı. Hayal değil, tam otuz yıl önce yine aynı yoldan yine aynı bakışlarla geçerken "kalemine söz kalbine göz değmişti."

Bu kez daha tanışıktılar. Kadın "seni öyle özledim ki kaç gündür nerelerdeydin" diye gözleri ıslanarak mırıldandı. Issız adasında baskın yemiş bir insanın şaşkınlığı ile sanki aklını yere düşürmüş gibi bir halle uzun uzun baktı, ama konuşmadı.

Basit bir hadise ile böylesine "divane" hale düşmek ilk kez yaşanmıştı aralarında. İki gündür eve hiç uğramayan bu adamın "babanız kayboldu" haberi uzakta memur olan iki oğluna verilmemişti. Kayboldu kelamı yakışır mıydı ona.

"Gelir nasılsa" diyerek bir güne bir gün daha eklenince telaş büyüdü. "Ben onu bulacağım mekanı biliyorum" sözünü içinde döndüre döndüre yürüdü. Onu eliyle bırakmış gibi ilk bulduğu yerde yeniden buldu. "İki koca gün iki koca asır" gibi yaşandı ikisinin hayatında.

Eşeğini kaybettirip bulduran Allah kuluna "sevinmenin tadına nasıl varılırı" göstermişse, bu kayboluş da aynı lezzete dahildi.

Eve geldiler eşekliklerini eşelemeden.

O iki günlük o iki asır, adamın inkılabı olmuştu. Eline kalem almayan adamın o günden sonra "kalemine söz, kalbine göz değmişti." Hep aşkını yazdı...

"Aşkın büyüklüğü kırılganlığına koşuttur" şeklinde başlayan şiiri o iki günlük iki asrı anlatıyordu.

Çok sıkı sarıldılar birbirlerine o asırlık ayrılığın ardından...

Dönüm noktasından sonraki günlerini Ashab-ı Keyf'in sırrına vararak yaşadılar. Aşklarına Kıtmir dediler. Hep başını okşadılar.

Evlatlarının bilmediği bu iki gün iki asırlık ayrılığı da "kalemine söz, kalbine göz değen" babalarının yazdıklarından öğrendiler evlatları miras kalan arşivinden...

Hangi aşkın meyveleri olduklarını anladılar, ağladılar, ağladılar..

.