Özellikle İstanbul’da yapılacak olan üçüncü boğaz köprüsünün adının Başbakan Erdoğan tarafından ‘Yavuz Sultan Selim’ olarak verilecek olmasının  açıklanmasının ardından  ‘Neden Yavuz’ diye  karşı duruş gösterenler oldu. Aslında Trabzon’da  merkez belediye ismi için de ‘Yavuz Sultan Selim’ denmiş sonradan vazgeçilip Ortahisar olmuştu.
Başbakan’ın Yavuz Sulten Selim ismini açıklamasının ardından Cumhurbaşkanı Gül ‘Bazı hassasiyetleri düşünmek gerekir.Yapılacak olan bir büyük esere de Pir sultan Apdal, Hacı Bektaş Veli isimlerinden biri verilebilir’  şeklinde açıklama yapma yoluna gitmişti! .
Peki kimdir Yavuz Sultan Selim..
Öncelikle şunu belirtelim. Yavuz  Sultan Selim  tıpkı Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman gibi  adı Trabzon ile özdeşleşmiş bir isim..
Çünkü Trabzon’da 30 yıl valilik yaptı!..
Peki tarihsel analizinde karşımıza neler çıkıyor.
Tabii ki araştırmak ve derinliklere gitmek gerekiyor..
Biz de öyle yaptık..
Bakın kimmiş Yavuz Sultan Selim..
Kudreti, imanı, cesareti ve mefkûresi ile Osmanlı padişahları arasında müstesna bir yere sahiptir olduğu söylenen Yavuz Sultan Selim, Osmanlı sultanlarının dokuzuncusu, İslâm halifelerinin ise, yetmiş dördüncüsüdür. Babası, Sultan İkinci Bayezid, annesi Dulkadirli ailesinden Aişe Hatun'dur..
Tam adı Selim-Şah olan Yavuz Sultan Selim, şehzadeliğinde, devrin âlimlerinden mükemmel bir tahsil ve terbiye aldı. Küçük yaştan itibaren Kur'ân-ı Kerîm, tefsir, hadîs ve fıkıh dersleri yanında yüksek fen ilimlerini de öğrendi. Arapça ve Farsçayı mükemmel bir şekilde konuşurdu. Sevk ve idare ile devlet yöneticiliğini öğrenmesi için, erken yaşlarda Trabzon'a gönderildi ve burada otuz yıl kadar valilik yaptı.
24 Nisan 1512 tarihinde Osmanlı sultanı ilân edildi. Babasından devraldığı 2.373.000 kilometre karelik ülke topraklarını, 6.557.000 kilometre kareye çıkardı. Altı yüz yirmi yıl yaşayan Osmanlı'yı Yavuz Sultan Selim Han sadece sekiz yıl idare etmiştir. O, bu kısa sürede insan zihnini zorlayacak muazzam başarılar elde etti. Gerçekten tarih araştırmacıları, Yavuz Sultan Selim Han'ın millî tarihimize kazandırdığı maddî ve manevî başarıları îzahta zorlandıklarını hep söylemişlerdir.
Çok çevik ve zekiydi; ok atmak, güreş tutmak ve kılıç kullanmak hususunda maharetliydi. Ata çok iyi biner, devrin en meşhur silâhşörlerini alt edecek kadar iyi kılıç kullanırdı.
Karakterinin sağlamlığından dolayı halkın 'Yavuz' dediği Selim-Şah, zevk ve safadan uzak bir insandı. Her zaman devlet işleriyle uğraşırdı. Nadiren Harem'e giderdi. Harpten hoşlanmakla beraber, çok ince bir ruha da sahipti.
Mütevazı bir kişiliğe sahip olan Yavuz Sultan Selim, her öğün, tek çeşit yemek yer, gösterişten hoşlanmaz, devlet malını israf etmezdi.
Babasından devraldığı tatminkâr hazineyi ağzına kadar doldurdu. Hazinenin kapısını mühürledikten sonra, şöyle vasiyet etti ki : "Benim altınla doldurduğum hazineyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi hâlde Hazine–i Hümayun benim mührümle mühürlensin."  Dedi.
Bu vasiyet tutuldu.
O tarihten sonra gelen padişahların hiçbiri hazineyi dolduramadığından, hazinenin kapısı daima Yavuz'un mührüyle mühürlendi.
Yavuz, büyük bir tevazu sahibi idi.
Bir cuma namazı için Şam Ümeyye Camii'ndeydi. Şam valisi, hükümdarın namaz kılacağı yere yeşil atlastan seccade serdirmişti. Yavuz, bu seccadeleri görünce hiddetlenerek: "Burası ibadet yeridir, padişah sarayı değildir." diyerek, seccadelerin kaldırılmasını emretti.
İmam hutbenin mukaddimesinde Yavuz'u kastederek: "Hâkimü'l-Harameyni'ş-Şerifeyn" (Mekke ve Medine'nin hükümdarı) dedi. Bu sözleri duyan Yavuz, oturduğu yerden kalkarak: "İmam efendi! Okuduğunuz hutbedeki hâkimü'l-Harameyn lâfzını, hâdimü'l-Harameyn olarak değiştir. Zîrâ ben, hakimü'l-Harameyn değil; olsa olsa, o mübarek beldelerin hizmetçisi olabilirim." dedi.
Yavuz Sultan Selim'in azim ve kararlılığı, Mısır Seferi'nde tam mânâsı ile kendini göstermiştir. Sina gibi uzun zamandan beri kimsenin geçmeye cesaret edemediği kuraklık ve kum fırtınaları ile meşhur bir çölü geçmeye azmetmişti. Bazı vezirler, zaman zaman padişaha bu çölü geçmenin imkânsızlığını anlatmaya çalışıyordu. Yavuz Sultan Selim ise her defasında kararlılığını vurguluyor: "Biz meşru bir hedefe, meşru vasıtalarla yürüyoruz; önderimiz Peygamberimiz'dir (sallallahü aleyhi ve sellem), işaret ondan gelmiştir! Çöl inşallah geçilecektir, başka lâf duymak istemezüz!" diyordu.
Devlet adamları ve süvariler ata binmiş hâlde çölde ilerlerken, Sultan Selim Han bir ara atından iner. Sultanın atından inmesiyle bütün devlet adamları ve süvâriler de atlarından iner. Başta Sul-tan Selim Han olmak üzere bütün ordu kurak ve çorak Sina Çölü'nde yürümektedir. Ordu bîtap bir hâle gelir. Fakat Sultan Selim Han, büyük bir edeb ve huşu içinde yürümektedir. Sebebi sorulunca; bütün heybet ve azametinden sıyrılıp, sakin ve edeple şunları söyler: "Önümüzde, Fahri Kâinat Resûlullah Efendimiz Hazret-i Muhammed (sallallahü aleyhi ve sellem) yürümekteyken at üstünde gitmekten hayâ ederim."
İşte bu büyük muhabbet ve hürmetin bir bereketidir ki, Yavuz ve ordusu, girmiş oldukları tehlikeli Sina Çölü'nü, bir bulutun altında, on üç günde geçti; Mısır'ı fethetti
Tahta davet edilip İstanbul'a geldiğinde, Yeniçeri Ocağı'nın ileri gelenlerine ve devlet ricâline yaptığı konuşması, gönlündeki gerçek niyeti, fedakârlık ve çileye tâlib oluşunu şu sözlerle  aksettirir:
 "Ben pâdişâh olursam, İslâm birliği yolunda ciddiyetle yürüyeceğim; hattâ Mevlâ ruhsat verirse, Hind ve Tûran'a gideceğim ve Doğu'da da Batı'da da i'lâ-yı kelimetullâha çalışacağım. Zâlimlere, evlâdım olsa dahî merhamet etmeyeceğim. Zamanımda ahaliye tasallut edilmeyecektir. İşte benim hâlim!.. Biraderim ise, rahatı sever ve yumuşak bir tabiatı vardır. Eğer seferden korkmaz ve çileye tâlib olursanız, bana bey'at ediniz! Aksi hâlde sultanlık için kardeşim Şehzâde Ahmed'i tercîh ediniz ki, onun zamanında rahat ve safanızla meşgul olursunuz!.."
Yavuz, 22 Eylül 1520`de aslan pençesi denen bir çıban yüzünden, henüz 50 yaşında vefat etti.. Kanunî Sultan Süleyman, Fatih Camii`nde babasının cenaze namazını kıldıktan sonra, onu Sultan Selim Camiî avlusundaki türbeye defnettirdi.
Tarihçiler, Yavuz Sultan Selim'i sekiz yıla seksen yıllık iş sığdırmış büyük bir padişah olarak değerlendirdiler. Yavuz Sultan Selim'in Mısır'ı fethedip İslâm âleminin tek temsilcisi ve yeryüzünün halifesi olması, bu büyük zafer dönüşünde, onu tanımayanlarca, halkın nümâyişleri içinde ve zafer takları altından geçeceği beklenirken, Üsküdar'a kadar gelip geceyi orada geçirmesini ve henüz İstanbul halkının uyanmadığı bir saatte, sessizce "pay-i taht"a ( başkent) girmesini, İslâmî ruh ve manâ dışında başka neyle izah edilebilir!