Kıssadan hisse değil..
Uzundan bir hisse yapalım bugün..
Daha önce de yazmıştım..
Ama bugün de lazım gelir..
İlaç gibi ihtiyacımız var!..
Gelin o şanlı tarihimizin derinliklerine giderek yaşadığımız zaman için ders çıkaralım..
       
***

Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi dünyaya gelmeden babası Ertuğrul Bey (Ertuğrul Gazi) bir gece garip bir düş görmüş.
O düşten uyanmış, düşünü düşünerek Allah’a dua ederek kalkmış. Atına binip doğru Konya’ya varmış. Konya’da düş yoran değerli bir kişi vardı.
Şeyh Edebali derlerdi. Kemâl sahibi idi. Rüya ilmini iyi bilirdi. Kerameti gözükmüş gibiydi. Zengindi. O ülkede meşhurdu. Sultan Alaaddin de O’na inanmıştı. Ertuğrul Bey elbise değiştirip gelmiş o düşü Şeyh’e anlatmıştı:
“Ey Şeyh” demiş, “Senin koynundan bir ay doğar, gelir benim koynuma girer kalır. Sonra göbeğimden bir ağaç biter, gölgesi dünyayı tutar. Gölgesinin altında dağlar olur. Dibinden sular ve ırmaklar akıtır. O uykudan uyandım. Düşüm budur yorumunu buyurun.”
Şeyh; “Ey Yiğit” demiş, düşünün yorumu şudur:
 “Bir oğlun olacak. Adı Osman olacak. Benim kızımı senin oğluna verecekler. O kızdan Osman’ın bir çok oğulcukları olacak ve soyu babadan oğula padişah olacaklar. Müjdeler olsun! Sana ve senin soyuna padişahlık verildi. Kutlu olsun!”
Şeyh Edebali bunu biliyordu. O Türk’ün geleceğini bu beylikte görüyordu.
Türk birliğini ancak bu beyliğin kuracağına inanıyordu.
Aslında Selçuklu Sultanları da Türk beyliğini ancak Kayı Boyu’nun kuracağını biliyorlardı. Doğu’dan Batı’ya doğru göç eden Türk kafilelerinin Kayılar’ın yanına gitmelerini teşvik ediyorlardı.
Edebali’nin görevi şimdi başlıyordu.
Yükü hem artmış, hem de ağırlaşmıştı. Osman Bey’i yetiştirmeli, yoğurmalı, ona başarının yolunu açmalıydı.
Osman Bey, delidolu bir gençti. Yerinde duramıyordu. Çok hareketliydi. Önce ona bir ülkü, bir ideal aşılamalıydı. O ülkü ve ideal de, Türk Birliği’ni sağlamak, güçlü bir Türk Devlet’i kurmak olmalıydı.
Edebali, bildiklerini düşündüklerini Osman Bey’e de anlatıyor, “Geçmişini bilmeyen, geleceğini bilemez” diyerek onu hamur gibi yoğuruyordu..
‘Ey oğul’ nasihatının tamamında (Bugüne kadar hep bir yerinden aldığımız) bakın ne diyordu Edebali..

***

 “Ey Oğul!
Beysin! Bundan sonra öfke bize; uysallık sana.. Güceniklik bize; gönül almak sana.. Suçlamak bize; katlanmak sana.. Acizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana.. Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adalet sana.. Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana.. Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize; uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana..
Ey Oğul!
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı, Allah-ü Teala yardımcın olsun. Beyliğini mübarek kılsın. Hak yoluna yararlı etsin. Işığını parıldatsın. Uzaklara iletsin. Sana yükünü taşıyacak güç, ayağını sürçtürmeyecek akıl ve kalp versin. Sen ve arkadaşlarınız kılıçla, bizim gibi dervişler de düşünce, fikir ve dualarla bize vadedilenin önünü açmalıyız. Tıkanıklığı temizlemeliyiz.
Oğul!
Güçlü, kuvvetli, akıllı ve kelamlısın. Ama bunları nerede ve nasıl kullanacağını bilmezsen sabah rüzgarlarında savrulur gidersin.. Öfken ve nefsin bir olup aklını mağlup eder. Bunun için daima sabırlı, sebatkar ve iradene sahip olasın!.. Sabır çok önemlidir. Bir bey sabretmesini bilmelidir. Vaktinden önce çiçek açmaz. Ham armut yenmez; yense bile bağrında kalır. Bilgisiz kılıç da tıpkı ham armut gibidir. Milletin, kendi irfanın içinde yaşasın. Ona sırt çevirme. Her zaman duy varlığını. Toplumu yöneten de, diri tutan da bu irfandır.
İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. Dünya, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazilet ve adaletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyada inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir...
Şu üç kişiye; yani cahiller arasındaki alime, zengin iken fakir düşene ve hatırlı iken, itibarını kaybedene acı! Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir.
Haklı olduğun mücadeleden korkma! Bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervasız, kahraman, gözüpek) derler.
En büyük zafer nefsini tanımaktır. Düşman, insanın kendisidir. Dost ise, nefsi tanıyanın kendisidir. Ülke, idare edenin, oğulları ve kardeşleriyle bölüştüğü ortak malı değildir. Ülke sadece idare edene aittir. Ölünce, yerine kim geçerse, ülkenin idaresi onun olur. Vaktiyle yanılan atalarımız, sağlıklarında devletlerini oğulları ve kardeşleri arasında bölüştüler. Bunun içindir ki, yaşayamadılar.. (Bu nasihat Osmanlı’yı 600 sene yaşatmıştır.) İnsan bir kere oturdu mu, yerinden kolay kolay kalkmaz. Kişi kıpırdamayınca uyuşur. Uyuşunca laflamaya başlar. Laf dedikoduya dönüşür. Dedikodu başlayınca da gayri iflah etmez. Dost, düşman olur; düşman, canavar kesilir!..
Kişinin gücü, günün birinde tükenir, ama bilgi yaşar. Bilginin ışığı, kapalı gözlerden bile içeri sızar, aydınlığa kavuşturur. Hayvan ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır. Gidenin değil, bırakmayanın ardından ağlamalı.. Bırakanın da bıraktığı yerden devam etmeli. Savaşı sevmem. Kan akıtmaktan hoşlanmam. Yine de, bilirim ki, kılıç kalkıp inmelidir. Fakat bu kalkıp-iniş yaşatmak için olmalıdır. Hele kişinin kişiye kılıç indirmesi bir cinayettir. Bey memleketten öte değildir. Bir savaş, yalnızca bey için yapılmaz. Durmaya, dinlenmeye hakkımız yok. Çünkü, zaman yok, süre az!..
Yalnızlık korkanadır. Toprağın ekim zamanını bilen çiftçi, başkasına danışmaz. Yalnız başına kalsa da! Yeter ki, toprağın tavda olduğunu bilebilsin. Sevgi davanın esası olmalıdır. Sevmek ise, sessizliktedir. Bağırarak sevilmez. Görünerek de sevilmez!.. Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez.
Osman! Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın.
Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın...”

***

Osman Bey, Edebali'nin nasihatları ile artık kim olduğunu biliyor, kendine güveni artıyor, 600 sene hükmeden koca Osmanlı, Osman Gazi ile böyle inşa ediliyordu..
Bugün birilerinin birbirine zıt gibi gösterdiği Türk aslında Osmanlının kendisiydi..
Osmanlının doğuşu işte bu nasihatlar üzerine kuruluyordu..
Ne anlamlı değil mi?
Hep derim; öyle güzel bir tarih, öyle yadigar bir ülke kaldı ki bizlere..
Bir değerini bilebilsek!..
Geçmişimizi iyi bilip geleceğe sağlam basabilsek!