Bayrağın millet açısından birçok anlamı üzerinde son müessif hadiseden sonra muhtelif gazetelerde köşe yazarları tarafından duruldu.
Ben bayrağın o sonsuz hissedimli anlamlarının ötesinde 'milletin itibarı' anlamı üzerinde durmak istiyorum.
Diyarbakır'da milletin itibarı indirildi. Gönderde dalgalanan ve bu kadim milletin binlerce yıllık itibarını temsil eden o nazlı gelin kirli maşalar tarafından duvağından sıyırılarak izzetine zındıklarca el uzatıldı.
Bunun karşılığı tek kurşundu.
Nasıl ki Sütçü İmam Türk kızının iffetine uzanan namahrem eli kırmıştı, burada da kırılacak el kırılmalıydı.
İtibar bir kere zedelendi mi orada yol olur. Hani fare bir adamın sakalı üstünden geçmişti de adam sakalını kazımıştı. Niye kazıdın dualı sakalını diye sorduklarında artık oradan yol oldu demişti. İşte bu vahim hadise malesef bir alışkanlığın kötü bir örneği olarak tarihte birileri için yol olma özelliği taşıyacak.
Birileri kalkıyor infaz mı edilseydi yani diyerek bayrağın itibarını idrak edememiş bölücü zihniyetin ikiz kardeşliğine soyunuyor. Nasıl ki kutsal kitabımıza bir elle, dille mütecaviz olsa onun karşılığı hukuku beklemeden hukuku uygulamaktır aynen bunun karşılığı da odur.
Yalandan hümanistlik numaralarına yatıp bayrağı bez parçası mesabesine indirgeyerek, tafralı cümleler kullananlar da aslında bölücünün kantarında tartılanlardır.
Herkes; dokunulacak ve dokunulmayacak şeyleri bilecek. Bilmemekte ısrar ederse hafızalarda tarihin zihnimize armağan bıraktığı tek kurşunluk hukuk icra edilecekti. Şimdi yüreklerimize sokulmuş hançerin onarılmaz acısıyla yıllarca kavruk yaşamaya mecbur kalacağız.
Solomon'u indiren asker bu asker değil miydi? Solomon'un kardeşine bugün dokunma cesaretinden ve basiretinden uzaklaşan bu askeri hangi kütük defterinde Türk askeri namıyla kaydedeceğiz.
İnsan hesaplı davranmalı kabul ama hesapsız davranılması gereken nadir anları da bilmeli. Başımıza geçen çuvalla başlayan süreç gönderden bayrağı indirme cüretine kadar yılan gibi uzadı.
Biz ozaman da eleştirmiştik o teslim olan askerleri. Yok Ankara’dan emir öyle geldi. Bırak Ankara’yı, sen Türk Milleti’nin itibarına uzanan eli bir kır..
Sonra düşünürüz Ankara’yı..
Bazen orasası Ankara mı, Ben Çöpür Osman demesini bileceksin.
Daha ötesi mi var..
Öleyim de görmeyeyim!