Sportif en yüksek verimliliğe,antrenman da devamlı artan yüklemelerle ulaşılabilir.Kuşkusuz bu yüklemelerde teknik direktörler ve eğitimciler sporcuya yardımcı tabi olarak olacaktır.
Ancak unutmamak gerekir ki,sporcunun kendisine yapılan sporla ilgili açıklamaları,tavsiyeleri anlayabilmesi ve bu konuda yeterli bilgi ile donatılması için yeterli bir şekilde dinlenme yapması gerekir.
Yoğun ve düzenli antrenmanlardan sonra, sporcuya bir kaç gün evinde dinlendirmek şarttır.Bu süre içinde vücut da parçalanmış durumda ki zararlı nesneleri ve birikintileri dışarı dinlenme ile atılır.İlk çalışmaların ardından izlenen günlerde verimin düşeceğini hiç unutmamalı.
Sporcunun kendisini dinlendirmesi için özel programla hareket etmesi gerekir. Moral motivasyon,fizyolojik dinlendirme ile sporcu düzenli bir şekilde,stressiz bir hayat kurmasını bilmelidir.
Sporcu çok yoğun bir antrenman programı ile performans düzeyine getirilmişken bir gün sonra surantrene durumuna kolaylıkla gelebilir.
Formun korunmasında gece istirahat i ve gündüz can sıkıntısı,stres,gerilim gibi etkenlerden mümkünse korunmalıdır bu durumlar birbirine etki eden faktörlerdir.
Form durumunun ve normal kondisyonun bir anda bu nedenlerle forumsuzluğa dönmesi sıkıntılı bir olayla olabilmektedir.Bil hassa elit sporcularda,toplu halde ki kamp ve grup yerlerinde sporcuların tam bir moral ve fizyolojik dinlenme yaptıkları söylenemez.
Bende iyi bilmekteyim ki,milli takım kamp yerlerinin karakteri icabı sporcular istirahat halindeyken,oyun oynamaya,kitap okumaya,birbiriyle şakalaşmaya,tartışmaya vb. sporcular bu faaliyetler neticesinde,zamanında yatma,zamanında kalkmalarını zorlama sebepleridir.
Şu bir gerçektir,elit sporcular takımlar oluşturulacağı süre içinde,sinirler gergin bu form durumu üzerinde anormal zikzaklar meydana gelmesine sebep olmaktadır.
Bütün bunları bilerek sporcuların kendilerine sistemli bir yaşayış şeklinde alıştırması gerekir.Tabi ki ,her sporcunun kendine özgü bir yaşam tarzı vardır.Ama bunun yanında başarıyı yakalaya bilmesi için bazı uygulanacak kurallar vardır.
Bu kurallar;Erken yatıp,erken kalkmak, her gün en az sekiz dokuz saat uyumak,her gün sistemli bir şekilde antrenman yapmak mümkün mertebe dengeli beslenmek her gün aynı saatlerde yemek yemek,açık havada kalınarak elden geldiğince stresliği üzerinden atmak için çalışmalar yapmalıdırlar.
NOT:Bu vesileyle idrak edeceğimiz mübarek ramazan i şerifin tüm Türk ve İslam alemine hayırlar getirmesine Allah (C.C)'den niyaz ederim.ir çocuğunu diğerinden ayırt edemediği gibi. Bir anlamda başarılarımızın sırrı saygı, sevgi ve birliktelikten geliyordu.”
***
Ahmet Suat Özyazıcı, “Bana göre futbol, Trabzon için bir ibadettir. Trabzon insanına güvenirseniz, başaramayacağı iş yoktur. Şampiyon olduğumuz o yıllarda benim sürekli boynum ağrırdı. Çünkü hep rakip kaleye bakardım.”
***
Şenol Güneş “Üstünü-başını yırtarsın” diye futbol oynamama kızan babama Sebatspor’dan aldığım 50 lirayı verdim. Tekrar babama gittim, 25 lirasını geri istedim ve çanta aldım. Ondan sonra babamın futbola merakı daha da arttı. Hayalim forvet olmaktı, istemeyerek 20 yıl kalecilik yaptım”
***
Turgay Semerci “...Fenerbahçe’yi Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda yendiğimiz maçı asla unutamam. Kenan Evren bana ‘ Çok faullü oynuyorsun’ diye sitem etti. Ben de hayır paşam, ben gereğini yapıyorum dedim.”
***
Necati Özçağlayan “Çoğu takımlar bize karşı oynarken ‘orta sahayı geçemeyiz’ diye düşünürdü. Bizim takım müthiş bir takımdı.”
***
Kadir Özcan “Milli Takım dönüşü İstanbul’da Fenerbahçe başkanı Cankurtaran beni odasına çağırarak ‘seni alacağım’ dedi. Olay gazetelerde yayınlanınca İbrahim Cevahir ağabey Cankurtaran’ı arayarak ‘ orada bir eniğimiz var, onu derhal yerine gönder’ deyince, Cankurtaran, ‘sen git, seni sonra arayacağım’ dedi. Hala arayacak..!”
***
Bekir Barçın: “...Karda da aynı formayı giyiyorduk, sıcakta da… Yöneticiler sıkı sıkı tembih ediyorlardı, ‘ sakın formanızı seyirciye atmayın, çünkü giyecek başka formamız yoktu”
***
Hüseyin Tok: “Ligdeki ikinci yılımızda İstanbul’da TSYD kupasını kazandık. Zaten bir daha da o kupaya bizi almadılar, ‘sezon öncesi moralimizi bozuyorsun’ diye.”
***
Ali Kemal Denizci: F.Bahçe’ye ağlayarak gittim, imza atmadan önce son bir kez yöneticileri aradım. ‘ Sen deli misin?’ sana da bize de servet veriyorlar, ‘ imzanı at’ yanıtını alınca istemeye istemeye Fenerbahçeli oldum.”
***
Necmi Perekli: “ Gençlerbirliği kalecisi Varol, maç öncesi gazetelere “ Değil bana, Gençlerbirliğine gol atmak kimsenin haddine değildir, diyordu. O maçta 3 gol attım; Varol, maç sonrası kaleciliği bıraktı.”
***
İlyas Akçay: “Şampiyon olduğumuz yıl 6 gol yedik. Bu 6 gol deplasman maçlarında oldu. H. Avni Aker’de bize gol atabilen takım çıkmadı. 10-0 kazanabileceğimiz Eskişehir maçını 1-0 kaybedince, soyunma odasındaki sobayı tekmeleyip şampiyon olacağımıza söz verdik...”
***
Turgay Beyazıt: “ Golü attım, çok heyecanlanmıştım, âdete titriyordum. Herkes bana sarıldı, ağlıyordu, bir yumruk olduk sahada. Trabzonlu ruhu bu işte dedim kendi kendime. Düşünebiliyor musun Deli Bekir bile ağlıyordu.”
***
Hüsnü Özkara “Trabzonspor’da oynamak, hatta antrenmana çıkmak bizim için ibadet gibi bir şeydi.”
***
Necdet Ergün “Ayağımda nasır olduğu için bir kenarı delik ayakkabıyla oynardım. Malzemeci bir maçta o ayakkabıyı vermedi; TV maçı veriyor ayıp olur demişti.”
***
Teşekkürler efsaneler. Bu şehir ve Trabzonspor, milyonlarca insan tarafından görülmemesine rağmen, bu derece seviliyorsa, Trabzonspor taraftar sayısı her geçen gün artıyorsa bu sizlerin sayesindedir.