Trabzon henüz cumhurbaşkanlığı seçimi atmosferinde değil. Kimsenin umrunda da değil.
Sokakta şurda burda halkla temas ettiğimizde bir bezmişlik politikası, bir kafamız şişti, bizi rahat bıraksınlar beklentisi öyle aleni görülüyor ki anlatamam.
Sorduğumuzda ilk kez halkın seçeceği bir cumhurbaşkanı sizleri heyecanlandırmıyor mu diye? Cevaben genelde yoğun günlük tartışmalar bizi öyle bir canımızdan bezdirdi ki tek sözcük fışkırıyor sağımızdan solumuzdan, o da lanet olsun ibaresidir.
Bu irdelemelerimde halkın meselelerini sırayla ele alan, onları aşama aşama çözüme kavuşturan, birbirine saygılı, kirli dili terk etmiş bir ülke özleminden başka bir şey görmüyorum.
Çok konuşulan çözüm sürecinde Türk'ün onuru, şu gelinen durumdan biraz daha ileri gidilerek rencide edilecek olursa orada halkın siyaset kurumuna bir bariyer kuracağını da gördüm, görüyorum.
Trabzon insanı zannedildiği gibi ani tepki vermez. Daha sağlamcıdır. Tuttuğuna son ana kadar tutunur. Örneğin Türkiye'de ANAP'ı son ana kadar değerli bir konumda tutan ve son raddeye kadar ona oy veren bir Trabzon gerçeğini unutmamak gerekir.
Trabzon insanı zor terkeder ama bıraktı mı da çok yüksekten bırakır adamı. Asla tekrardan itibar verme oyununa düşmez. Ya sonuna kadar beraber ya da terk etmişsem sonuna kadar ayrılık anlayışını hep yaşamıştır, yaşıyordur da..
Eski siyasilerimizle yaptığımız gerçek analizler bizi bu şekilde bir yorum yapmaya itiyor.
Bakınız bir eski milletvekili "Trabzon, ona ne kadar çok hizmet edersen et seni asla şımartmaz. Kırk sene sonra doğrularının yanında yanlışını da yüzüne vurur. Bunu toplum içinde hep yaşıyorum" diyor
Aslında bu söylem ortak bir kanaat gibi diğer eski siyasilerde de tesadüf edilen değerlendirmelerdir.
Bitirirken cem ederek deriz ki Trabzon kolay sevmeyen, sevdiyse kolay terk etmeyen, yanlışı da doğruy da kerteriz defterine kaydeden çok başka bir yapıya sahiptir.
Kerteriz defteri; eskiden balıkçıların nerelerde balık bulunur bilgisini çizimlerle, notlarla kaydettiği defterdir.