3-10 Mart 2013 tarihleri arasında fırsatımız oldu Ata yurdumuz Kırgızistan’a bir “kültür incelemesi” ziyaretinde bulunduk. Gezinin programlayıcısı İnşaat Yüksek mühendisi Ali Mustafaoğlu, Lokman Mustafaoğlu ve Ömer Alimoğulları ile birlikte çok güzel incelemelerimiz oldu. Gençlik hayallerimizle indiğimiz başkent Bişkek sokaklarını gezerken; tıpkı Anadolu’daki şehirleri ve köyleri gezer gibi hissettik kendimizi. Kırgızların tabiri ile bir sabah Ruslar artık “serbestsiniz, hürsünüz” demişler onlar da 31 Ağustos 1991 tarihinde bağımsızlıklarını ilan etmişler.
Ancak ne yapacaklarını, nasıl yöneteceklerini bilmediklerinden uzun süre şaşkınlıklar içerisinde bocalayıp durmuşlar. Hatta bir ara bütün insanlığın baş belası olan komünist sistem geri gelsin diye temenni de bile bulunmuşlardı.
Sebebi; bu sistem insanlara düşünme ve programlama yeteneği kazandırmadığından ve insanın bütün melekelerini ortadan kaldırıp onu sarhoş bir eşya haline getirdiğinden Kırgızlar nasıl yaşayacaklarını, birileri kendilerine bir parça ekmek vermezse aç kalabileceklerini düşünüp eski sistemin geleneksel uygulamalarının daha iyi olabileceğine karar vermişlerdi. Zamanla kendi ayakları üzerine nasıl durulacağını öğrenerek yeni hayatlarına tutunmaya çalışan Kırgız kardeşlerimiz, Türkiye’nin gerekli olan ancak bir türlü yeterli olmayan yardım ve destekleriyle yine de önemli mesafeler kat etmişler. Türkiye Kırgızistan’ın başta başkenti Bişkek olmak üzere Narın ve Oş gibi büyük yerleşim alanlarında yeterince okul açarak bu insanlara destek vermiş.
Bunun yanında özel açılan okullarımız Kırgızistan da çok önemli çalışmalar yapmışlar. On binin üzerinde öğrencisi bulunan bu özel Türk okullarının akıllı ve deneyimli yöneticilerinin katkılarıyla bu ülkenin yarınlarını inşa ettiğini söyleyebiliriz. İnsanımızın bütün hasret ve hasletlerine hitap eden çalışmaları yapan oradaki kardeşlerimize yaptıkları bu güzel çalışmalardan dolayı teşekkür etmek bizim için bir görevdir.
Orada bulunduğumuz bir hafta içerisinde Kırgızistan’ın önemli bölümlerini gezme ve gözlemleme imkânımız oldu. Bir gün Türkçeyi Türk okullarında öğrendiğini söyleyen bir Kırgız kardeşimizle sohbet ederken çok önemli bir tespitte bulunduğunu söylemek isterim. Kırgız bize hitaben dedi ki; “Siz bizim hayallerimizin destan kahramanısınız. Zamanında buradan atlarımıza yüklediğimiz insani ve İslam’ı değerlerimizi Anadolu ya sizlere gönderdik. Gönderdiklerimizin heyecan ve feyziyle dünyaya hükmettiniz.
Ancak size bu değerli hediyeleri gönderen biz kardeşlerinizi unuttunuz. Küçüksemek saymayın ancak lütfen kabul edin ki; Türkiye bugün Filistin’e gösterdiği ilgi ve alakanın yüzde birini bizlere gösterse bu kadar sefil bir hayatımız olmazdı” dedi. Şaşırmıştım, bu kadar güzel bir Türkçeyle insan meramını ancak bu kadar güzel anlatabilirdi, ne diyelim! Bu kardeşimizin Türkiye’deki kardeşlerinin varlıklarını hiçbir zaman unutmadıklarını ona anlatmam o an için belki de mümkün değildi!
Gençlik yıllarımızı süsleyen ve “Kürşat’ın narasıyla indik Tanrı dağından” diyerek varlığıyla coştuğumuz Tanrı dağlarına ulaştık. Gerçekten bu dağların amansız yüksekliklerinde bulunan Türklerin kutsal başkenti “Ötüken’i” göremedik ama hissettik. Kırgızların ünlü Manas Destanı’na bağlılıklarının onların milli kimliklerinin yok olmamasında önemli etkilerinin halen devam ettiğini gördük. Burada HES projesi yapmak için bütün nehir yataklarını inceleyip irdeleyen ekibimizle köylere çıktık. Bütün her yerde burayı terk ederken limon gibi sıkıp bırakan Rusların kaba etkilerinin ve alışkanlıklarının hala canlı olarak yaşadığını gördük. Tesellimiz her gittiğimiz yerde “Ben Türkçe biliyorum” diyen fakir ama gelecekten ümitli insanlarla görüşmemiz oldu.
Sonuç olarak eğer yardım yapacak isek ve yardımcı olacaksak öncelikle mazi birliğimiz, inanç birliğimiz ve kader birliğimiz olan bu coğrafyadaki milyonlara öncelik tanımamız, onlara yardımcı olmamız dinimizin de gereğidir, bunu unutmamızı gerekir.