7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO toplantısı için çok şey yazıldı, yazılacakta. Gösteri ve eylemlerin yasaklanması, Cumhuriyetin başkentinde resmi olmayan sıkıyönetim ilanı, Ankara halkına, kamu çalışanlarına baskılar ve gözaltılar gözaltılar… Ecnebiye -kastım ABD’nin başını çektiği emperyal NATO’dur- “hoş” görünme gayreti, kendi halkının onurunu koruyamama ayıbı… Tıpkı 68 Temmuz’unda olduğu gibi Dolmabahçe’ye demirleyen ABD askerlerine kentte daha iyi dolaşıp eğlensin diye Karaköy ve Beyoğlu genelevlerini boyayıp/donatıp hazırlayan anlayışın yeni versiyonu/görünümü…

Yetmiş yılı aşan suçları/günahları sıralamak artık ABD/NATO karşıtlığı için yetersiz kalmakta. Kuşkusuz tarihsel bilinci güncel tutmak önemli. Ancak buna uygun siyaset/davranış/eylem geliştirmek de zorunlu görülmeli. Mazlumlar, ezilmişler dünyasının yanında olmak, ulusunu, yurdunu, bağımsızlığını ve özgürlüğünü savunmak ABD/NATO’ya karşı güç birliği yapabilecek büyük savaşımcı güce ulaşabilmekle olası.

Elbette kahrolsun ABD ve Emperyalizm! Fakat NATO’yu doğru çözümlemeden, geçmişin, özellikle bugünkü işlevini sorgulamadan, emperyal ilişkiler ağını, kısacası günümüzün asıl canavarını/vampirini görmeden ya da görmezden gelerek siyasal savaşım vermek toplumsal çıkarlarımızla, ulusal varlığımızla, geleceğimizi kurma çabasıyla çelişecektir. Çünkü ABD/NATO, bütünüyle emperyalizm, varlığımız ve geleceğimizle ilgili açık bir senaryoyu uygulamaktalar. Slogandan ve hamasetten öteye geçemeyen siyasi önderlikler, bu tutarsızlıklarıyla zamanla evrilebilmekte, deyim yerindeyse “Zararsız ABD/NATO karşıtları” olarak konumlanmaktalar.

Yazımı sürdürürken 6 Temmuz 2022’de yayımlanan, “Türk Devrimi’nin Rota Arayışı/ Hangi ‘Üçüncü YOL’ adlı kitabımda da yer verdiğim konuya ilişkin bir yazımın bir bölümünü güncelliğini koruduğu için buraya almak istiyorum:

Son günlerin yoğun tartışmalarından ABD ve NATO geçmiş yazılarımda da zaman zaman değindiğim bir konu. Aslında yetmiş yıllık bir süreç/sorun. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD merkezli Batı’nın dünyayı yeniden biçimleme çabası, stratejisi. Günümüze dek gelen süreçte yaşananlar çok öğretici olmakla birlikte, bu gerçekliğe direnen ya da çıkar iş birliğine girip bunu sürdürmek isteyen çevre ve güçler yeni görünüm ve görüntüleriyle sahneden inmemeye gayret göstermekteler. Daha açık olmak gerekirse var olan iktidar ve ona muhalif ya da karşıt olan partiler/yapılar, büyük oranda ABD/NATO ve Batı merkezli öneri, dayatma ve stratejilere uygun hesaplarla “rol kapma”- iktidar olma ya da iktidarını sürdürme- peşindeler.

(………)

Genel siyasadaki tutarsızlıklar ve yozluklar, devlet geleneği ve yönetici yoksunluğu, yasa/hukuk tanımazlık arş-ı alaya yükselmiş… İçte ve dışta yapılması gereken çok net iken bundan uzak duran öngörüden yoksun, ülkenin özensiz, ilkesiz ve korumasız biçimde çar-çur eden bir politika… Hemen bunun karşısında bundan sadece yararlanmaya çalışan kimi siyasi partiler, önderlikler, yapılar; yine ABD’ye yine Batı’ya, yine NATO’ya göz kırpmaktan öteye bağlılık… Hala NATO’nun genişleme sürecine destek, hala ABD’nin öngörü ve strateji ve emperyal çıkarlarına hizmet ve temsilci olma hevesi/niyeti gizlenemeyecek denli açık…

Kısaca temel çelişmenin Türkiye ile ABD arasında olduğunu göremeyen/anlayamayan ve NATO’nun ABD demek olduğunu kavrayamayan çözümleme yoksunu anlayış; iktidarıyla “büyük” muhalefetiyle bütününü sarıp sarmalayan…

(……..)

Öte yandan çok haklı ve doğru olarak bundan yakınan, böyle gidilemeyeceğini bilen ve ülke gerçeklerini gören/görmesi gereken geniş yığınlar ve örgütlenmeler var. Bu güce, niteliğe değil de öncelikle dış ilişiklerdeki “tarihse dostluk ve stratejik ortaklık” a -safsataya- dayalı iktidar arayışı öne çıkmakta/çıkarılmakta. Bağımsızlıkçı, halkçı, devletçi, devrimci, Türkiyeci kesimler/seçenekler göz ardı edilmekte, unutturulmak istenmektedir! Oysa bu yeni mandacılığın karşısında yüz yıl öncesi gibi durabilecek Cumhuriyetin evlatları, torunları var; Büyük Söylev ve Bursa Söylevi’ nden hareketle görev isteyen…

Ana ve geniş muhalefetin ABD/NATO sessizliği/savunuculuğu çözümsüzlüğün yeni adresini netleştirmekte. Nöbeti devralma ölçütü Washington’a ve Brüksel’e bağlılık yarışından geçeceğe benzer. Bu sözlerime kızanlar olacaktır.

Parti ve örgütsel aidiyet tepkisiyle duygusal efelenmeler hep olmuştur, olacaktır da. Ama ne yazık ki dost acı söyler; “kral çıplak” arkadaşlar!

Bugün yüz binleri geçen tır dolusu silahı ABD/NATO düşmanlarımıza göndermedi mi? Ege a Adaları/Denizi sadece Yunanistan’ın bağımsız tavrıyla mı silahlandırılıyor?

Doğu Akdeniz kimin savaş gemileriyle ve Güney Kıbrıs kimin üsleriyle/silahıyla ve kime karşı konuşlandırılıp, kim çevrelenmek isteniyor?

Ülkemizi çevreleyen ABD/NATO üsleri bizi kimden koruyacak?

Hele her tür provokasyon ve casusluğun merkezi olan İncirlik ve Malatya Kürecik üsleri hala varlıklarını nasıl sürdürebilmekte?

İşte bütün bunlara karşı çıkmadan ülkesini korumak nasıl olacak? Yine bugün Ukrayna’nın silah deposuna çevrilerek sürekli kışkırtılması, Uzak Doğu’da Çin’in savaş gemileriyle çevrelenmesi, ABD/NATO merkezli bir “marifet” değil mi? Siz de bu örgütün en büyük güçlerinden birisiniz öyle mi? Bacağına kurşun sıkan bir ölçüde anlaşılabilir ama beynine dayayanı anlamaya çalışmak boşuna -beyhude- değil mi? Ulusal ve bölgesel çıkarlarımıza uygun yeni kümeleşmede yerimizin neresi olacağı hala nasıl görülmez?”

Dört yıl önce yazdığım bu alıntıdan sonra ABD/NATO karşıtlığının vücut bulmuş siyasi örgütlenmesi, yerli gericiliği de yok edebilecek biricik güçtür diye değerlendiriyorum! Girişte de belirtiğim Dolmabahçe yaşanmışlığında yurtsever devrimci gençlerin ABD askerlerini denize döktüğü ve Karaköy sokaklarını yine bu Conilere dar ettiğini, Mustafa Kemal Atatürk’ün “yedi düvel”’ e meydan okuyup yurttan kovduğunu, bugün kimi aklı evvellere ve şaşkınlara anımsatmak isterim.

-Yarınlar Güzel Olacak-