“Ne, neden, niçin, nasıl, ne kadar”; bilimde yola çıkmak, bilimin kapısını aralamak ve düşünmeye başlamak için bu kadar soru silahı yeter. / Zamana, mekana, ortama ve koşullara göre bu soruları çoğaltmak mümkün. / Akla takılan, merakı kamçılayan her ne olursa olsun, doğan her soru yeni bir bilginin kapısını açar. / Öğrenmek, araştırmak isteyen, merak eden, elde olanla yetinmeyen, yeni, değişik, farklı bilgilerin peşinden koşan, mutlaka soracak ve öğrenecek, merakını yenecektir. / Bilim bu merak ve bu soruların yanıtlarını arayarak ortaya çıkmıştır.
Mevlana bir öyküsünde, at sidiği üzerinde, bir samana tutunarak yüzen karınca için, “kendini okyanusta sanıyor” der. / İnsan yeryüzünü algılarken, “evrenin-kainatın” ne kadar büyük olduğunu düşünüyor acaba? Ya da “evren” derken “dünyayı mı anlatmak istiyor?” / Kimi kesimler hükümlerini verirken “dünyayı evrenin merkezi” olarak görmektedirler. Bu yüzden hem bilgileri, hem düşünceleri, hem de inançları evrensel bir anlam taşımamaktadır.
Bugün, evren diye anlatılmak istenen yapı, bir sonsuzluktur. Dev teleskoplarla, ancak yüz milyarca ışık yılı ötelerde bulunan galaksiler gözlenebiliyor. Her galakside binlerce güneş sistemi bulunmaktadır. Dünya, Samanyolu galaksisinde bulunan güneş sistemlerinden salt birinde “toz bile olmayan” bir gök cismidir.
Biz dünyalılar, bu denli küçük bir yapı üzerinden evreni tanımaya, zamanı eğip büken ve yok eden “uzaydaki kara deliği” anlamaya, en yakın gök cisimlerine “araçlar göndererek öğrenmeye” çalışıyoruz.
Açık, bulutsuz, berrak bir gökyüzüne baktığımızda, pek çok şaire, yazara ilham veren sonsuz bir boşluk içerisindeki sayısız yıldızları ve parlak ayı görüyoruz. Oysa çok daha öteleri var. Hayran hayran seyrediyoruz. Ya uzaydan dünyaya baksalar bizi nasıl görürler acaba?
Mustafa Kibaroğlu bir kitap yazdı ve “Ergia enerji kozmosunda bulduğu Uminara’nın” dört boyutlu, enerji-ışık bedenli “bilge varlıkları, evrenin sırlarını çözmek için bir yolculuğa çıktılar. Sonsuzluğu anlamaya çalışırlarken dünyayı da aynalarına aldılar. Uminotların son uğrak yeri dünya oldu.
*
“Üminotlar Dünya’da Ne Gördü?”
Scala Yayıncılık tarafından ilk basımı Şubat 2026’da yapıldı.
Kitap, “adama, önsöz ve giriş” bölümleriyle başlıyor. He bölüme bir başlık konularak okuması ve anlaşılması kolaylaştırıldı ve 348 sayfadan oluşmaktadır.
Evrenin düşsel bir galaksisindeki düşsel bir güneş sisteminden yola çıkılarak Samanyolu Galaksisindeki Güneş Sistemine ait çok küçük bir gezegen olan dünyaya yapılan bir yolculukta görülenleri anlatmaya çalıştı. Yazar, sonsuzluğun insan aklı ve bilgisiyle evrenin varoluşundan bu yana, “oluşumu” konusunda, “ancak ışık hızıyla ya da dört boyutlu enerjisel varlıklarla” yapılabilecek bir yolculukla başımızı göğe, evrenin derinliklerine çevirmememizi ve görmemizi istiyor. Bizi sonsuzluğun gizlerini düşünmeye, irdelemeye, öğrenmeye çağırıyor. Uzaylıların aynasına yansıyanları “yorumsuz” olarak okuruna aktarıyor.
“Tanrı yarattı” demekle yetinmeyen bilim insanlarının “neden, niçin, nasıl, ne zaman” sorularıyla elde ettikleri bilgilerle erişebildikleri, güneş sistemi gezegen ve uydularına yapılan yolculuklarla hem evreni, hem de oluşumundaki gizleri çözmeye çalışıyorlar.
Mustafa Kibaroğlu, “Üminotlar Dünya’da Ne Gördü” diye sorarken, dünyaya gelene kadar uzayda gördüklerini de anlatıyor. Üstün bilgi, zeka ve teknolojileriyle çok rahatlıkla zamanın öncesine yolculuk yapabilen Uminotlar, aldıkları talimatlar gereği aynalarında gördüklerini yorumsuz bir biçimde “genel merkezlerine” aktarıyorlar. Her geçtikleri ve uğradıkları yere aynalarını tutarak gözlemledikleri bilgileri naklediyorlar. Dünyayı da aynı yöntemle görüp aynalarından yansıtacaklardır.
Dünyanın varoluşuyla başlayan serüven, ilk canlılarla, bitkilerle, hayvanlarla ve insanlarla sürüp gitmekte, insanın ilk zamanlarından günümüze, avcı toplumundan çadır uygarlığına, tarım uygarlığından sanayi devrimine, bilgi toplumundan dijital çağa geçişinde yaşanılan yolculukta oluşan değişiklikler ve yaratılan uygarlıklar özellikleriyle aynaya yansıtılmaktadır.
İnsanlığın ayağa dinelip, iki ayakla yürüdüğü zamandan ve geçmişte yarattığı uygarlıklardan günümüze kadar aynada görünen kimi saptamalardan çıkardıkları ortak değerlendirme çok ilginç. Meraklısı için daha fazlası “ÜMİNOTLAR DÜNYA’DA NE GÖRDÜ” kitabında:
“Dijital bir medeniyet”, ”nükleer silahlarla senfonileri aynı anda üretiyor.” / “Savaş insanın en derin hastalığı.” “Savaş ve sanat aynı anda bir medeniyetin içinde neden var?” “Savaşın temel nedeni zengin şehirler, zengin bölgeler, çelişkiler ve eşitsizliklerdir.”
Sümerlerle başlayan uygarlık günümüze kadar bu çelişkileri, bu eşitsizlikleri ve köleliği, Mısır’da, Babil’de, Antik Çin’de, Antik Yunan’da, Maya Uygarlığında, Roma’da, Orta Çağ’da, Osmanlılarda, Sanayi Devriminde sürdürdüler. Mısır piramitleri kölelerin kemikleri üzerinde yükseldi, Kollezyum köle ve tutsakların ölüm çığlıklarıyla soyluları mutlu etti. Hala da dünyanın her yerinde bu düzen sürüp gitmektedir. Uminotlar, dünyada bu olguları şaşkınlıkla gözlemlediler ve merkezlerine bildirdiler.
Verileri değerlendiren Felsefeci Veyra diyor ki: “Bir kölenin gözündeki yaş, o imparatorluğun çöküşüne işaret eder.”
ÜMİNOTLAR DÜNYA’DA NE GÜRDÜ? Mustafa’nın ikinci kitabı… Kafamızı ve gözlerimizi kısırdöngülerden kurtararak gökyüzüne-sonsuzluğa çevirmemizi isteyen Kibaroğlu’nda bilginin, düşüncenin olgunluğunu, dilin kullanımındaki kusursuzluğunu ve güzelliğini gördük. Devamını yeni kitaplarla bekliyoruz.
Kutluyorum. Beynine ve kalemine sağlıklar diliyorum.