Onlar; ay gibi güzel, ekmek gibi kutsal,

Annelerimizdir onlar ve melektirler yeryüzünde.

Onca zalimin zulmünü yüklenen dünya

Dönüyor ve nefes alıyorsa hala,

Ve yine doğuyorsa güneş, onların sayesinde,

Zira onların duaları kutsal.

Marandadır Anadolu’nun anneleri,

Ve kutsal kitabıdır fedakârlığın.

Destansıdır öyküleri,

Yazılmamış cefakarlığın.

Ve bütün anneler cennet,

Anadolu bir yeryüzü cennetidir elbet.

İşte bu cennetin marandalarından (Ölümsüz çiçek) bir anne, Fatma Teyze.

Ah benim güzel Fatma teyzem…

Seni tanıdığım için kendimi çok şanslı kabul ediyorum ve biliyorum ki senden binlerce var Anadolu’da. Sizler Anadolu’nun yaşama sevinci ve mutluluk kaynağısınız.

Müsaade et senin güzelliklerinden bir parça bahsedeyim bu yazımda.

***

O; Tonya’nın Melikşah köyünde, yaşama ve yaşatma mücadelesini bütün olumsuzluklara rağmen kararlılıkla sürdüren örnek bir insan.

Çok genç yaşta eşini kaybetti ve kucağında beş çocuğuyla uğurladı adamını. O’nun ifadesiyle yaşadığı dünya “Elimli dünyaydi” ve “Aldı sevduğuni” elinden. Ama diğer sevdikleri vardı, çocukları. Çocuklarının kimi kucağında, kimi sırtında kimi de elindeydi. Yavrularının gözyaşlarını peştemalıyla silerken, kendi gözyaşını içine akıtmıştı şüphesiz.

Hani derler ya; yemedi yedirdi, giymedi giydirdi…

İş tam öyle değil! Fatma teyzem ayrıca uyumadı, uyuttu, ağlatmadı güldürdü.

Kısaca taşıtmadı, ama taşıdı dünyanın bütün yükünü sırtında.

Kendini, çocuklarına adamıştı artık. Onları hayata hazırlama yolunda tek başına olduğunu biliyordu. “Adam gibi” onurlu bir hayatın “Kara Fatma’sı” olmalıydı.

Sadece çocuklarının annesi olmak…

Yok, yok bu kadarıyla yetinemezdi, tatmin edici bir annelik için kanatlarını daha da açmalıydı. Mahallesinden gelenin geçenin annesi oldu mesela. Selam verenin vermeyenin mutfağı, muhtaçların ekmeği oldu. Ahırındaki dilsiz hayvanlarının dili ve O’nu tanıyan herkesin sevgili annesi oldu. O belki fark etmedi ama sergilediği annelik tutumu çoktan evrensel bir boyuta ulaşmıştı.

***

Fatma Teyze soluksuz bir dünya kurmuştu adeta, 7/24 mücadele ve dua. Sırtında teri hiç kurumazdı. Melikşah-Tonya arası sepetinde taşıdıkları,  devasa bir yük olarak görülürdü hep. Oysa O; çocuklarının geleceğini taşıdığına inanmıştı. Terlerini umut yolculuğunun izleri olarak görüyor ve silmiyordu bile.

Evi, evinin çevresi, tarlası, odun yaptığı meşeliği, ahırı ve inekleri işte bütün dünyası. Bu dünyasını tarifsiz bir temizlikle ve ibadet aşkıyla işledi. Yeşertti ve meyveye dönüşünü sağladı. O, meyveye dönüştürdüğü dünyasının; anası, babası, emekçisi, hamalı, aşçısı, veterineri, halden anlayanı kısaca her şeyi idi.

Çocuklarından ikisini okutabildi, Muhammet ve Yusuf Günaydın’ı. Bu iki güzel insanın öğretmeni oldum. Onları yetiştirene ben de tanımadan hayran olmuştum. Zira Muhammet & Yusuf kardeşler, “Nesli tükenmekte olan genç” örneğine ne kadar da uygundular.

***

Ve nihayet tanıştım O mübarek anneyle.  “Güzel hocam” hitabıyla üzerimde derin bir etki oluşturmuştu. Baş döndürücü hikâyesini, yüzündeki izlerden, artık eğilmeye yönelmiş belinden ve dizlerindeki amansız ağrılardan dinledim. Dinledikçe büyülendim, bu “Anıt anneye” insanlık adına saygımı nasıl sunmalıydım?

Aslında yol belliydi, O artık bizim de annemiz olmalıydı ve öyle oldu. Tanışma süreci ilerledikçe gördüm ki O, bizim gibi daha nicelerinin annesiymiş.

***

Fatma Teyzem, Tonya’nın Melikşah mahallesinde kızı Gülcan ve ahırındaki diğer evlatlarıyla birlikte onurlu hayatını sürdürüyor. 

O, ziyaretine gelecek olanları ya da o çevreden geçmekte olacak olanları “Ana kucağı sıcaklığıyla” O karşılamaya hazır bir “Anıt annedir”

O, tertemiz bir dünyanın emekçisi…

Ömrü sağlıklı ve bereketli olsun…