Meclis görevlisi Yılmaz Koç’un, Meclis tutanaklarından ve arşivinden yararlanarak hazırladığı Kurtuluş Savaşı’nın bilinmeyen veya unutulmaya yüz tutmuş detaylarını irdelediği ‘Unutulanlar’ isimli kitabı öylesine anlamlı irdelemelerle dolu ki...
O günlerde Kürt kökenli insanlarımızın TBMM’ye gönderdikleri mektuplardaki, telgraflardaki ifadeler bugünler için de çok şey anlatıyor.. .
İyi okuyun sevgili okurlar
Bakın 1921 yılında TBMM’de neler oluyor?
TBMM tutanakları anlatıyor:
Güneydoğu halkının Kürdistan meselesini nasıl reddettiği özellikle bugünlerde iyi okunmalı.
Lozan Konferansı'na ‘Kürdistan’ temsilcisinin davet edilmesi üzerine, Meclis’te 17 Mart 1921 tarihinde genel görüşme yapıldı. Bu görüşmede, "Kürdistan meselesi diye bir meselenin mevcut olmadığına" dair doğu illerinden gelen çok sayıda telgraftan biri okundu. 
Tutanaklara geçen telgraf metni kısaca şöyle:
"Türk birliğinden ayrılmak zihniyetinde bulunanları, Kürtler kendi milletlerinden saymazlar. Kürtlerin mukadderatı, Türk’ün mukadderatıyla beraberdir. Biz Kürtler, TBMM hükümetinden başka kurtarıcı beklemediğimiz gibi, İtilaf devletlerinden merhamet dilenmeye tenezzül etmiyoruz. Misak-ı Milli dahilinde sulh yapılmasını temin için bütün varlığımızla hükümetimize yardım edeceğimizi, TBMM hükümeti dahilinde Kürtlüğün ayrı bir unsur olarak bilinmesini hiçbir zaman işitmek istemediğimizi arz ve başarılar temenni ederiz." 
Aynı konuyla ilgili telgraflar 31 Mart 1921 tarihine kadar gelmeye devam eder. 
Telgrafların hangi illerden ve kimlerden geldiği tekrar Meclis’te ele alınır. 
Genel kurulda okunan diğer telgrafta ise bakın ne yazar:
"Altı buçuk asırdır ki Türkiye idaresinde rahat ve refah içinde yaşıyoruz. Hiçbir zaman Türkiye’den ayrılmak, ayrı bir hükümet kurmak Kürtlerin hatırına gelmemiştir. Tarihimiz, dinimiz ayrılık kabul etmeyecek bir manevi ve maddi mahiyeti ile birbiriyle iç içedir. Kürdistan namına konferansta söz söyleme yetkisi, yalnız Büyük Millet Meclisi hükümetini temsil eden Türkiye heyeti üyelerine aittir." 

***
Evet değerli okurlar. 
TBMM tutanakları ve arşivinde bunlar yer alıyor.
Çok şey anlatıyorlar değil mi?
Neden bunları yazdım..
Çünkü;
Türkiye’de sessiz ve derinden seyreden en önemli sorunun Güneydoğu olduğu gerçeği görülmez bir noktada yol alıyor!
Ayrılıkçı düşüncelerin bu düşüncelerini bu şekilde alenen ortaya koyduğu hiç bir dönem olmamıştı.
Geçtiğimiz günlerde Adalet eski bakanı hemşehrimiz Hikmet Sami Türk'ün gazetemize Ankara'da yaptığı ‘Paraleli bırak Güneydoğu’ya bak. Terör örgütü bölgede en iyi şekilde şehir örgütlemesini yapıyor’ şeklindeki açıklaması son derece ciddiye alınması gereken bir açıklamaydı.
Kim ne derse desin Türkiye'yi yakın gelecekte bekleyen en büyük tehlike işte bu nokta!..
'Demokratikleşme' adı altında bölücü faaliyetlerin açık ve net olarak yapıldığını medyadan görüyoruz. Güvenlik güçlerimiz geçerken bölücü bayrakların açılabildiği, bilbordlara Öcalan posterlerinin rahatça asılabildiği bir süreç bu süreç!
Sessiz ve derinden bir özerklik inşa etme yolundalar...
'Demokratikleşme' adı altında devleti bölgede yok noktasında görüyorlar, devletin bütün iyi niyeti suistimal edilmeye devam ediliyor.
Bölge halkı bölücü düşünceler tarafından artık daha net, daha açık, daha cesaretli, bir şekilde istenildiği gibi yönetiliyor!
Yani özerklik için tam gaz devam ediyorlar..
En önemli 'paralel nokta' burası olsa gerek..
Devletimizin bütün kurumları da kasetler, masetler, kumpaslar adı altında Ankara'da birbirini yiyip bitirmeye devam ediyor!
Türk milleti de 'CAMBAZA' bakmaya devam ediyor.
İyi seyirler ey millet!
Toparlanan ey DEVLET!..

AKTÜRK UNUTULMAZ!

Bugün gazetemizde Maçka'nın yetiştirdiği önemli iş adamlarından, ilçeye büyük hizmetleri olan merhum Ali Kemal Aktürk'ün evlatlarının 'Bu ne vefasızlık' şeklindeki isyanlarını okudunuz!
Geçtiğimiz hafta Ankara'da yapılan 'Her yönü ile Trabzon etkinlikleri'ne katılan Maçka Belediyesi’nin ilçenin yetiştirdiği değerleri de resimleriyle sergilediği standında, merhum Aktürk'ün tek bir fotoğrafının olmaması gerçekten üzücü oldu..
Merhum Aktürk'ün evlatlarının üzüntüsüne hak vermemek ve katılmamak mümkün değil. Merhum Aktürk'ün doğup büyüdüğü Maçka İlçesi’ne kazandırdıklarını ve yaptıklarını en iyi bilenlerden biriyim.
Hakkı teslim edilecek  rahmetle, şükranla ve minnetle anılacak adamdır Ali Kemal Aktürk!
Sümela Manastırı  gibi her yıl binlerce kişinin ziyaret ettiği muhteşem bir turizm merkezine sahip ilçeye devletin, yerel yönetimlerinin yapması gereken biri 4, diğeri 3 yıldızlı otelleri bizzat kendisi kazandırarak ilçenin gururu olmuştur.
Bir devlet hastanesi de kazandırırken, fizik tedavi hastanesi binasının karkasını da yaptırmıştır. Araba kasalarında cenaze taşındığını görünce dayanamayıp İstanbul’dan cenaze aracı alıp ilçesine getirmiştir. Camiler onartmış, garip fukaralar için  toplu sünnet törenleri yapmış, ihtiyaçlılara yardım etmiştir. Sümela'da turistlere iyi hizmet verebilmek için restoranlar açmıştır. Trabzon’a bir ilköğretim okulu kazandırmıştır.
Açıkçası Maçka'nın taşında toprağında      kim ne derse desin         adı vardır..
Maçka Belediye Başkanı Ertuğrul Genç’in bu eksikliği giderip hakkın teslimini yapması gerekir. Yapacağına da inanıyorum.
Çünkü Aktürk sıradan bir adam değildi. 
Allah rahmet eylesin..