Türkiye'mizin artık her günü çekilmez noktada!. Hani bir söz var ya al birini vur ötekine diye.. Aynen öyle bir havada yol alıyoruz! Bu gergin, stresli, her sabah yeni olaylarla uyandığımız 'Acaba yarın ne olacak?' diye arkası yarın dizileri gibi meraklandığımız ve günü bilgisayar başında geçirmeye başladığımız, açıkçası ele güne rezil olduğumuz bu havadan gelin kendimizi biraz olsun sıyırmak için anlamlı bir türkümüzün açılımı ile buluşalım dedim. Okunduğumuzda gözlerimizi nemlendiren tarihi bir türkümüzü yorumlayalım..
Çünkü ilaç gibi gelir...
Çünkü bu millet yaşananları hiç ama hiç hak etmiyor..
Çünkü biz öyle bir milletiz ki...
Yoktur benzerimiz!
Türkülerle gözlerimiz dolar, boğazlarımız düğümlenir, ağıtlar yakarız.
Türkülerle isyanımızı dile getiririz.
Çünkü biz duygu milletiyiz!
“Havada bulut yok
Bu ne dumandır
Mahlede ölüm yok
Bu ne şivandır
Bu yemen elleri ne de yamandır
Kışlanın önünde redif sesi var
Açın çantasını bakın nesi var
Bir çift potin ile bir de fesi var”
diye başlayan türküyü bilmeyenimiz yoktur.
Bu türküyü dinlerken gözleri dolmayanımız da yoktur..
Ağlatırken çok şey de düşündürür.
O nedenle bu türkünün anlamı bugün daha da önemlidir.
Bu vatanın ne olduğunu, bu milletin kim olduğunu anlatır..
Bu millete, bu vatana ihanet edenlere de bir derstir aslında..
Dün olduğu gibi bugün de günümüzün en anlamlı en duygusal türküsüdür.
Hiç kuşkusuz yarın da öyle olacaktır.
Aradan yıllar hatta asırlar geçse bile unutulmaz.
Türkünün özü aslında bir ağıttır.
Bu ağıt zamanla, söylene söylene bir türkü haline dönüşmüştür. Türk milleti tarafından sevilen bir türkü, Yemen’de düşen binlerce şehidimize atfedilmiş. Sonra bütün şehitlerimizle özdeştirilmiştir.
Türkünün aslı, şimdi türkücülerin ağzından söylendiği gibi değildir aslında.
Gerçeği şöyle der:
“Orası Huşdur
Yolu yokuştur
.../...
Giden gelmiyor
Acep ne iştir
.../...
Ah o Yemen’dir
Gülü çemendir
.../...
Giden gelmiyor
Acep nedendir.”
Merak ettim “Nasıl çıkmıştır bu türkü” diye.
Tarihimizin altın sayfalarında bu olayı rahmetli olan bir Yemen gazisi şöyle anlatır:
***
Muşlu bir aile, Yemen’e askere gönderdiği çocuğundan bir gün haber alır. Çocuğu Yemen yollarında ya da oralardaki savaşlardan birinde ölmüştür ama bunu ailesine duyurmakla görevli olan görevliler ilgililere, yani akrabalarına bunu duyurmakta çok zorlanırlar.
Haberi verecek olan ilgililer, düşünürler taşınırlar, sonunda çocuğun cepheden iade edilmiş olan bazı eşyalarını ve postallarını, bu gencin askere giderken kendi yanında taşıdığı torbasına doldurup, bir gece sabaha karşı evlerinin kapısına bırakırlar.
Sabah erkenden namaza kalkan şehit anası, kapıyı açar bir bakar ki ne görsün, kapısının önünde oğlunun askere giderken götürdüğü, bir torbası duruyor.
Torbaya dikkatli dikkatli bakar, gerçekten de gördüğü torbanın Yemen’e askere giden biricik oğlunun torbası olduğunu hemen anlar. Önce sevinerek, oğlunu sağda solda aramaya başlar ama onu hiçbir yerde bulamaz. Eve geri dönüp sürpriz yaptığını sandığı oğlunu beklemeye başlar.
Beklerken, nerden aklına geldiyse, torbanın ağzını açmak gelir ve torbanın ağzını hemen açar. İçindekileri dışarı çıkarır.
Çıkardıklarına bir de bakar ki ne görsün, bir çift parçalanmış olan postal ile, bir çift parçalanmış çorabıyla, öldüğüne dair künyesinden başka bir şey değildir torbanın içinden çıkan.
İşte şehit anası olan kadın o anda durumu anlar ve ölen oğlunun arkasından askere giderken evde bıraktığı geliniyle beraber ağlamaya ve ağıt yakmaya başlar.
***
İşte bizim de dinlediğimiz o ağıt bu şekilde ortaya çıkmış olur.
Aziz şehitlerimizi rahmet ve şükranla anıyoruz.
Biz büyük bir milletiz.
Tarih boyunca beslendiğimiz tek damar tertemiz duygularımızdır.
Hep vermişiz, almamışız.
Alnımız açık, başımız dik, gururlu bir milletiz. Ey üstte filler gibi tepinirken altta yemyeşil çimenleri (milleti) hiç düşünmeden ezenler, kendinize gelin.
Bu güzel vatanın, bu güzel milletin varoluşunun aziz hatıralarına ihanet etmeyin.. Titreyip kendinize gelin!