İş yok diye serzenişte bulunmayı adet edindik.
Ağzımızı açtığımızda iş mi var da çalışmıyoruz diye kendimizi haklı çıkaracak soruyla başlarız söze.
Evet yüksek ederlerle insanı memnun edecek kalifiye iş konusunda zaman zaman yakınmalarımızda haklı olabiliriz..
Ama kendimize de bir bakmamız gerekir bizlerin kalifiyesi nedir diye.
Başlarız çalışmaya..
Peşinden aldığımız parayı beğenmez, dahasını hak ettiğimizi düşünürüz. İş yerimizi yüceltmek, büyütmek, tam bir üreten kurum haline getirmek için hepimiz ağırdan alırız.
Arkadaşlarımızla kendimizi kıyaslar, bazılarının fuzuli olduğunda karar kılarız.
Belki de gereksiz olan biziz. Sonra ekip olmak ihtiyacını kavramadan iş yerinin içinde bireysel tercihlerle hareket ederiz.
Mesayi arkadaşımızla küçük meseleleri büyüterek konuşmayı keseriz. Ama söz sırası geldi mi ekip olmaktan bahsederiz. Sorumluluk bilinciyle değil dostlar alışverişte görsün hesabı adımlarla dolaşırız.. Dilimize pelesenk olan bittik, yittik, yorulduk mavalına kendimiz de inanırız.
Bulunmaz Hint kumaşıyız hepimiz..
Fikirde Everest'ten bakarız..
Yorumda Ağrı'dan el sallar..
İşte ise Cudi dağı’nda Nuh'un gemisinde çalışırız.
Hayallerimizin zenginliği konusunda dünya birincisiyiz.
Hakikatin terazisinde ise kilo yerine gram ya da dirhemle ağırlık oluştururuz oysaki..
Patron kadar çalıştığın işi senin bilmedikten sonra başarı gelmez..
Günlük ilişkilerde fevri davranırsan oradan bereket fışkırmaz..
Kendini her gece gerçek anlamda sorguya çekmedikten sonra yarın için dünden daha azalmış olarak çalışmaya devam edersin.
Gün gelir işler yürümez..
Hesaplar tutmaz..
Sen de eve ekmek yerine büyük büyük dertler taşımaya başlarsın.
Ve nihayet patron pes eder..
Yürümeyen arabayı daha iteklemez..
Sen hala sen ben kavgasında oyalanırken..
Elinden elin kapılarında bulursun kendini.
Ya aklını başına devşirerek adam ol..
Ya da işini devirerek harap ol..
Tercih senin ey bütün iş ehli erkek ve kadın..