Okul kantinleri artık teneffüs aralarının küçük alışveriş noktaları değil. Hayat pahalılığının çocukların dünyasına kadar nasıl sirayet ettiğini gösteren en görünür aynalardan biri. Çorbanın 80 liraya, sandviçin 100-125 lira bandına çıktığı bir tabloda mesele birkaç ürünün pahalanması değildir. Asıl mesele, bir çocuğun okulda doyabilmesinin ailesinin ekonomik kapasitesine bağlanmış olmasıdır.
Eğitim yalnızca sınıf, müfredat ve sınav değildir. Bir çocuğun zihnini derse çağırmadan önce bedeninin en temel ihtiyacını karşılayıp karşılamadığını da konuşmak gerekir. Açlık, pedagojik eşitliği daha ders başlamadan bozar. Aynı sırada oturan iki öğrenciden biri tok, diğeri açsa kâğıt üzerinde eşit görünen eğitim imkânı gerçekte eşit değildir.
Daha düşündürücü olan ise kantinin giderek sınıfsal farkların teşhir edildiği bir vitrine dönüşmesidir. Bir çocuk istediğini alırken diğerinin yalnızca bakması, yetişkinlerin ekonomik kriz diye tarif ettiği meselenin çocuk dünyasındaki en sessiz karşılığıdır. Okul, ailelerin gelir seviyelerinin çocukların önüne her teneffüste yeniden konulduğu bir mekân olmamalıdır.
Bu nedenle tartışmayı yalnızca kantin fiyatlarının denetlenmesine hapsetmek eksik kalır. Esas politika sorusu daha büyüktür... Çocuğun okulda sağlıklı beslenmesi, aile bütçesinin imkânına mı bırakılmalı, yoksa kamusal eğitimin tamamlayıcı unsurlarından biri olarak mı ele alınmalıdır?
Üstelik okul yemeği meselesi yalnızca sosyal destek başlığı değildir. Yerel üreticiden yapılacak alımlar tarımı besleyebilir, okul mutfakları yeni istihdam alanları oluşturabilir, çocuklara erken yaşta sağlıklı beslenme kültürü kazandırılabilir. Doğru tasarlanmış bir modelde eğitim, sağlık, tarım ve sosyal politika aynı sofrada buluşur.
Çünkü fırsat eşitliği yalnızca çocukları aynı sınıfa yerleştirmek değildir. Onların derse aynı asgari koşullarla başlayabilmesini de sağlamaktır.
Bir ülkenin geleceği elbette sınıflarda şekillenir. Ama o sınıflardaki çocukların zihninden önce bedeni vardır, karnı vardır, sofrası vardır.
Bu yüzden kantin tarifelerini konuşurken asıl meseleyi gözden kaçırmamak gerekir...
Mesele çocuğun kantinden ne alabildiği değil, eğitim sisteminin hiçbir çocuğu açlıkla sınamayan bir düzen kurup kuramadığıdır.
Çünkü çocukların sofrası, bir eğitim sisteminin vicdan cetvelidir.