Trabzon siyasetinde bazı isimler vardır, görev süreleri biter ama etkileri bitmez. Çünkü bıraktıkları şey bir makam değil, bir mücadele geleneğidir. CHP denildiğinde akla gelen bu isimlerin başında hiç kuşkusuz merhum İl Başkanı Yavuz Karan ile merhum Milletvekili Haluk Pekşen gelir.
İkisi de farklı görevlerde bulundu, farklı sorumluluklar üstlendi. Ancak onları ortak noktada buluşturan şey, siyaseti makamın konforu değil, mücadelenin sorumluluğu olarak görmeleriydi. Trabzon'un herhangi bir köşesinde haksızlık yaşandığında susmayı tercih etmezlerdi. Sorunu yerinde görür, muhatabıyla yüzleşir, sonuç alıncaya kadar geri adım atmazlardı. Onlar için muhalefet, basın açıklaması yapmak değil, kamu adına hesap sormaktı.
Yavuz Karan'ın il başkanlığı dönemini yaşayanlar bilir. O, örgüt yöneten bir isim olmanın ötesinde, şehrin nabzını tutan bir siyasetçiydi. Doğru bildiğini söylemek için makam hesabı yapmaz, yanlış gördüğü her uygulamanın karşısında dururdu. Bu tavrını yalnızca iktidara karşı değil, gerektiğinde kendi siyasi çizgisine karşı da gösterirdi. Çünkü onun ölçüsü kişiler değil, ilkelerdi.
Haluk Pekşen ise Trabzon'un Ankara'daki en güçlü siyasi seslerinden biriydi. Hukuk bilgisini kürsüde de sahada da kullandı. Kimi zaman yalnız kaldı, kimi zaman sert eleştirilerin hedefi oldu ama geri adım atmadı. Trabzon'un hakkını savunurken siyasi maliyet hesabı yapmadı. Bu nedenle yalnızca kendi partisinin değil, farklı görüşlerden insanların da saygısını kazandı.
Bugün dönüp geriye bakıldığında özlenen yalnızca iki isim değildir. Asıl özlenen, onların temsil ettiği siyaset anlayışıdır. Çünkü siyaset, makam işgal etmekle değil, topluma güven vermekle anlam kazanır. Vatandaşın aradığı şey de tam olarak budur, zor zamanda öne çıkan, risk almaktan kaçınmayan, gerektiğinde kendi mahallesine de doğruları söyleyebilen siyasetçiler...
Aradan yıllar geçti. Türkiye siyaseti değişti, CHP değişti, ittifaklar değişti, dengeler değişti. Eski kadroların yerini yeni isimler aldı. Ancak toplumun siyasetçiden beklentisi değişmedi. İnsanlar hâlâ cesaret, samimiyet ve kararlılık görmek istiyor.
İşte bu yüzden Yavuz Karan ve Haluk Pekşen'in isimleri bugün hâlâ konuşuluyor. Çünkü bıraktıkları miras bir seçim başarısı ya da siyasi unvan değil mücadele kültürüdür.
Bir babanın evladına bırakabileceği en kıymetli miras soyadı değildir. Karakteridir, ilkeleridir, hayata karşı gösterdiği duruştur. Soyadı bir kapıyı aralayabilir fakat o kapının açık kalmasını sağlayacak olan yalnızca kişinin kendi mücadelesidir.
Bugün Yavuz Karan'ın kızı Berfin Karan'ın, Haluk Pekşen'in kızı Ezgi Pekşen'in siyasette attıkları adımlar elbette kendi iradelerinin ve tercihlerinin sonucudur. Ancak kamuoyu onları yalnızca bireysel kimlikleriyle değil, taşıdıkları siyasi miras üzerinden de değerlendirmektedir. Bu durum bir ayrıcalık değil, aksine ağır bir sorumluluktur. Çünkü büyük isimlerin ardından yürümek, yalnızca onların soyadını taşımakla değil; temsil ettikleri mücadele anlayışını yaşatabilmekle mümkündür.
Siyasette gerçek miras, koltuk devralmak değildir. Gerçek miras, korkmadan konuşabilmek, bedel ödemeyi göze alabilmek ve halkın yanında durmaktan vazgeçmemektir.
İsimler zamanla tarihe karışır. Ama duruş, cesaret ve mücadele toplumsal hafızada yaşamaya devam eder. İşte bu yüzden bazı insanlar unutulur, bazıları ise yıllar geçse de hâlâ örnek gösterilir.