Aşkın kaçta kaçıdır Trabzonspor ? Çarkların dişlileri kanımıza doymasa da çarklara direnmek  gerekmez  miydi ? Kupamız gitti diye böyle dağılmalı mıydık ? Dur diyemez miydik ? Gitmek isteyen futbolcuyu anlarım ama kalmak isteyeni ya da takımda olması gerekeni elimizde tutamaz mıydık? Halbuki  "tutmak"  yanlış kelime, Trabzonspor 'dan bahsediyoruz, 2010-2011 Şampiyonu Trabzonspor! Kalmak için yarış edilmesi gereken takım...

Peki ya şu; "parayı getiren düdüğü çalar"cı sözleşme tipi bir tek bizde mi böyle ?  Peki ya Şampiyonlar Ligi'nden elde edilen gelir neye harcandı da ilaç olamadı bize? 200 milyon dolar üzerinde borçlardan söz ediliyor ... İddialar doğruysa nerden çıktı bu kadar borç ? Üstelik de hibelere rağmen mi bu kadar borç ?

Bir takım bir yıl içinde bu kadar güzel çökertilir, üstüne de bu kadar güzel su üstüne çıkılır... Suçu ona buna atmak değil, suçun kendine ait olan kısmını üstlenmek gerekir... Ya temizlersin ya da temizlenmesi için yol açarsın. Hâlâ yolu tıkıyorsan diyecek söz de kalmıyor. Şimdi bırakılmalı demiyorum, taraftarın düzgün oynanan bir maçta istifa seslerini de takım üzerinde moral bozucu etkisi olması açısından olumlu karşılamıyorum. Ama Aralık ayına kadar beklenme sebebi ne ?  B -C planları mı kalmadı acaba kenarda köşede ? İnsan merak ediyor...

Öksüz çocuklar gibiyiz.... Oyun içinde oyun...Dışarısı oyun içerisi oyun... Pembe dizi halt yemiş futbolun yanında...

Ne kavgamız biter Ne sevdamız ! Bu bir gerçek... Öyleyse BİZ olmalıyız. "BİZ" ol(a)madıkça feriştahı gelse bir arpa boyu yol ilerleyemeyiz...  Kendi içimizdeki bölünmüşlüğe bir son verip tek yumruk olmalı; sevdamız için kavgamıza bütün olarak devam etmeliyiz...

Son söz : "Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa" diyor  ya Nazım Hikmet ,  "'Galatasaray Dubai Şeyhi gibi, yakında bizim takımı da alırlar" demeseydi keşke Sadri Şener... Çünkü  "dert çok, hem dert yok,  yüreklerin kulakları sağır, hava kurşun gibi ağır..."