Her ocak ayı öncesi başlayan, aslında yinelenen bir tartışma, polemik demeli; çalışanların, memurların ve tüm emeklilerin maaşlarına yapılacak artışlar. Günler süren “toplantılar”, “görüşmeler” ve iktidarın ya da temsilcilerinin dediğine/çıkarına uygun, çalışan ve emeklilerin beklentilerinden çok uzak bir sonuç. Tek yanlı olan, dayatılan bir programın “usul” ve “demokratik görünüm” vitrinleriyle “meşrulaştırma” süreci. Ve lütfedilen “artışlar”. Sonrasında emekten yana olan ama dağınık ve bölük-pörçük oldukları için “güçsüz” kalan parti ve örgütlenmelerin sınırlı bir eylemliliği, siyaseten açıklamalar, kınamalar ve vaatler, vaatler…

Yapılacak bütçe ile olası GSMH’nin yeni yılla birlikte planlanıp çalışanlar ve emeklilerin, gençlerin ve bütün halkın refahına/gönencine uygun bir düzenleme olması gerekirken bizim ülkemizde tam tersi uygulanmak istenmekte; çalışana ve emekliye olabildiğince “az” ı uygun/reva görmek! Temel sorun/çelişki burada. Üretimden ve her tür gelirden eşit ve adil paylaşım. Daha açıkçası üreten güçlerin, sınıf ve katmanların ve de emeklilerin alamadıkları/verilmeyen ekonomik ve sosyal haklarının yerine getirilmesi sorunsalı. Temel ölçütü doğru saptamadan yapılacak düzenleme tek yanlı olur unutulmasın. Kamudan/halktan, emekten-üretimden-çalışandan ve yıllarını bu ülkeye, bu topluma vermiş emeklilerden yana olmak ya da olmamak; sorunsal bu!

Bu bağlamda iktidar ve karşıtlarının emeklilere yönelik tutum/tavır ve duygu yoğunluklu söylemlerini alıntılayıp, özellikle “muhalif” siyasilerin veryansınlarını yinelemeyeceğim. Ancak tüm çalışanların sıkıntı çektiği bir dönemde daha çok etkilenen emeklilere bir parantez açmak yerinde olur diye düşünüyorum.

Onların onuruna dokunacak görüntülerin, sokak röportajlarının yazılı ve görsel basında, sosyal medyada sıkça yinelenmesi ve “siyasi malzeme” olarak kullanılması sorunun ekonomik yönünden daha acı olabilecek sonuçlara yol açar diye değerlendiriyorum. Elbette yazılanlar konuşulanlar ve görüntüler gerçek. Ucuz çay ve yemek kuyrukları! Park ve bahçelerde gezinip-oyalanan, belediye otobüs saatlerine endeksli bir yaşam! Bırakın sinema-tiyatro-konser gibi sosyal/kültürel etkinliklere katılıp dinlenmeyi-eğlenmeyi ve kendini mutlu etmeyi, torununa harçlık veremeyen dedelerin/ninelerin dramı, yürek sızısı ve akamayan gözyaşı, sosyolojik bir olgu bugün; neredeyse kanıksanan!

Kazanım elde etmenin yolunun savaşımdan ve güç birliğinden geçtiği unutulmamalı. Bu toprağın insanı, her meslekten çalışanı, üreteni, on yılların savaşım birikimiyle bugünlere gelmiştir. Dönemsel koşullar, konjektürel durum bu gerçekliği örtemez! Bu büyük kalıtın temsilcileri başta emekliler olmak üzere ülkenin dürüst, emekten yana, namuslu milyonlarıdır! Kimse üreten güçleri ve özellikle emeklileri çaresiz/güçsüz gösterme aymazlığına düşmesin! Kimi “münferit” olgu/olay ve görüntüleri sık sık ortaya atarak, özellikle kendini “muhalif” ve “solcu” addeden çevrelerin genelleme yapıp “çaresiz” emekli profili/görüntüsü çizmesi bağışlanamaz bir öngörü yoksunluğudur! Çalıştıkları dönemde birçok toplumsal olaya ve sorunlara kurmaylık edip çözüm üretmiş, alnı açık, başı dik ve onurlu duruşlarıyla hala eli öpülesi timsal/örnek olarak halkımızın bağrında/yüreğinde yer edinen bu yüce insanları kimse aşağılayamaz, düşkün gösteremez; çarpılırlar bilinsin!

(………….)

Öncelikle medyada öne çıkarılan duygu anaforuyla siyaset yapan siyasiler bundan sıyrılıp sorunun sistemsel yanını öne çıkarmalılar. Ağlayıp sızlanmanın ve buna bağlı söylemin artık anlamı yok. Yaşam koşullarının düzeltilmesi, sızlanmaya dayalı, kısmen yakarmayı da içeren söylem-tutum-tavır ve siyasi biçem olmaktan çıkmalı/çıkarılmalı. Öyle ya da böyle özel kurumlarda olsun kamuda olsun otuz yılını, kırk yılını vermiş ve belli yaşa gelmiş insanlara sözlerde kalmış saygı/sevgi sözcüklerinin hiçbir anlamı yoktur! Ekonomik ve sosyal anlamda köşeye itilmiş bir devlet/hükümet bakışı bağışlanamaz! Bu bir ayıp olduğu kadar sorumsuzluktan öteye işlenen bir “suç” olarak algılanmalıdır!

Ekonomik ve kültürel plan ve izlencelerin sınıfsal karşılığını doğru saptamak buna dayalı çözüm ve öneriler geliştirilmeli. Sistemin rant/mafya/tarikat ve uluslararası işbirlikçilik esasına dayalı olduğu görülmeli. Bunun karşısında olmanın sosyoekonomik, sosyokültürel ve elbette siyasal formülü oluşturulmalı.

Bugünkü hükümetin ve bileşenlerinin dayandığı ekonomik ve kültürel yapı/piramit müdahale edilmesi, yıkılması gereken bir modeldir. Bu sistemin uluslararası halkaları/bağlantıları engellenip kesilmeli. Sistemin işleyişi, parasal vurgun, rant dağıtımı ve paylaşımına bağlı. Kamu varlıklarının özelleştirilerek yağmalanması, oluşturulan tüketim ve borçlandırma albenisi, yasadışı kazanç arayışları (kumar-uyuşturucu-fuhuş vb.), emek ve üretim anlayışını/değerini küçümseyip yok sayan kolaycılık ve bunun yaratacağı sonuç; yıkım/iflas/çürüme…

Aileden başlayan, yandaşlarla devam eden, tarikat ağlarıyla ve benzer feodal yapılanmalarla, mafya ya da mafyatik oluşumlarla sürdürülen bir çıkar ilişkisi. Böylesi bir yapıda ahlak, kamusal çıkar, hukuk ve yasallık olmaz! Böylesi bir yapıda alın terinin/emeğin değeri olmaz! Böylesi bir yapıda “ar”, “haya”, “namus” aranmaz! Onun için dövünmenin, sızlanmanın, “ağlak edebiyatın” ve söylemin karşılığı ya da getirisi yok, bilinmeli! Yanlış anlaşılan “Ağlayana meme verilir” sözü dönemini/geçerliliğini yitirmiş, artık “kararlı, başı dik, onurlu ve birlikte savaşımla sonuç alınır” gerçekliği dayatmıştır!

-Yarınlar Güzel Olacak-