Dolu dolu üç gün. Yanlış anlaşılmayı önlemek için hemen söylemeliyim. İçerik yönüyle “dolu”; katılım ve izleyici yönüyle, salon doluluğundan söz etmiyorum. Zaten bu yazıyı sıcağı sıcağına yazıp paylaşma nedenim de asıl bu. Kentin kültür-sanatına, Yazın dünyasına katkıdan söz edip çoğu zaman yakınan ama salonlara gelmeyen yetkili ya da yetkisizlerden haddimi/sınırlarımı aşmadan, öğretmen ya da kamu çalışanı ve akademisyeniyle bu kentin dinamiği olduğunu düşündüğümüz bir kesimden söz ederek serzenişte bulunmak isterim.

Bu yıl 23-24-25 Ekim günlerinde “Ortahisar Yazar Buluşması 3” gerçekleştirildi. Yazın dünyası için şehrimiz ve bölgemizin yanı sıra yurdun dört bir yanından Trabzon’a gelen/konuk edilen yazar-şair-düşünür, felsefeciden söz ediyorum. Trabzonlu şair-yazar-düşünür Sabahattin Ali anısına atfedilen bu buluşma öncelikle büyük bir vefa örneği, bunu vurgulamalı. Başta Ortahisar Belediye Başkanı Sayın Ahmet Kaya olmak üzere duyarlı çalışma ekibini kutlamak gerekir. Sınırlı olanaklarla altmışa yakın Edebiyatçıyı/sanatçıyı geleneksel hale getirmeye çalıştıkları “Yazar Buluşmaları”nın üçüncüsüne konuk etmek oldukça meşakkatli ve yoğun emek isteyen bir kültürel etkinlik. Hele kültür-sanatın içinin boşaltılarak son yıllarda siyasilerin boy gösterdiği, popüler kültürün bir parçası durumuna evrilmesi yaygınlaşmışken bu ve benzeri etkinliklerin anlamı/değeri daha da önem kazanıyor.

Üç günlük izlencenin bütününe bakıldığında eksik arayanlar için çok eksik bulunabilir. Dahası hazırlık aşamasında da kimi eksiklerin, birilerine göre davetlere ilişkin yanlışların olduğu tartışma konusu olabilir. Bunların bir kısmına ben de katılırım. Bütün bunları bir yana koyarak ben konunun daha önemli gördüğüm bir başka yanına/yönüne dikkat çekmek isterim. “Yazar Buluşmaları”, okuyucuya olduğu kadar edebiyat dünyasına da doğal olarak hitap eden/etmesi gereken bir etkinlik. “Edebiyat Dünyası” denince, yazar-çizerlerin, düşünürlerin, kitapseverlerin yanında başta Türkçe/Edebiyat öğretmenleri olmak üzere üniversitelerin ilgili bölümleri öğrencileri ve hocaları benim aklıma ilk gelenlerdendir.

İlk gün açılışındaki görünüm, beklentiyi de yükseltti. Biraz protokol yoğunluğu biraz da nezaket davetlerine katılım nedeniyle aldatıcı bir kalabalıktı aslında. Daha sonraki saatlerde farklı türlerdeki söyleşi ve sunumlarda aynı ilgiyi bulamayan bir kültür-sanat ve yazın/edebiyat öncelikli bir etkinlik.

Şehrimizde bulunan iki devlet ve bir özel üniversitenin varlığı büyük bir avantaj olmakla birlikte konumuza yaklaşımları tartışmalı bana göre! Özellikle Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü öğrencilerine rehberlik etmesi gereken hocalarının öğrencileriyle birlikte bu etkinliklerde özne olma çabaları beklenirdi. (Bu alanda özveriyle çalışan, birçok etkinliğe katılan saygın hocaları/edebiyat düşkünlerini eleştirilerimin dışında tuttuğumu özellikle belirtmek isterim.)

Yine başta İl Milli Eğitim Müdürlüğü olmak üzere okul yöneticileri ve özellikle Türkçe/Edebiyat öğretmenleri böylesi günlere gereken ilgiyi göstermeliydiler diye düşünüyorum. Sıradan izlencelere resmi yazılarla öğretmen ve öğrencileri görevlendirerek görüntü peşinde koşan İl Milli Eğitimi, dolayısıyla Valiliği, edebiyat ve kültür-sanata uzak duruşlarından ötürü kınıyorum! Özellikle siyasilerin açılışlarda boy gösterdiği törenlerde devlet memurlarının, öğrenci ve öğretmenleriyle okulların “dolgu malzemesi” olarak kullanılmasını büyük bir özenle ve “disiplinle” gerçekleştirirken sanat-kültür-edebiyat günlerine/izlencelerine kör ve sağır kalmaları bağışlanamaz bir kamu görevi zafiyetidir.

Yine şehrimizde sayıları çalışanı ve emeklisiyle birlikte binleri aşan Türkçe/Edebiyat öğretmenlerinin yazar buluşmalarına uzak duruşu çok tehlikeli bir eğitim-öğretim çıkmazı ve kültür-sanat yoksunluğudur diye belirtmeli. Bu sorun çok boyutlu olmakla birlikte kişisel çaba ve becerilerle aşılabilecek yanı benim yakındığım. Elbette yaşamın çok zorlaştığı günlerden geçiyoruz. Genel anlamda sanatın artık lüks bir “tüketim” olduğu algısı genişlemekte/genişletilmekte. Ekonomik olduğundan daha çok kültürel bir çöküşün belirtileri bunlar. Yoksa müfredatla, bakanlığın yanlışlarıyla cebelleşen öğretmenleri iyi tanıyorum. Eğitim Fakültelerinin öğretmen yetiştirme programlarının ve kadroların liyakatinin/yeterliliğinin tartışıldığını da bilerek söylüyorum.

Ülkemizde Cumhuriyetle birlikte öğretmenliğin özel olarak Türkçe/Edebiyat öğretmenliğinin temel misyonu, bilgiye ulaşmanın hemen yanında okuyup irdeleme, sorgulama, aydınlanma, kültür-sanat dünyasının bir bireyi olabilme olgunluğuna ulaşmak/ulaştırmaktır, kendileriyle birlikte gençleri.

Bu kentte otuz yılı aşan Edebiyat öğretmenliğim sürecinde özellikle öğretmen sendikalarında, derneklerde görev yapanlar dahil onlarca arkadaşım, tanıdığım, bir biçimde yollarımızın çakıştığı Türkçe öğretmenlerinin çok ama çok az bir bölümü, bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar görebildim etkinliklerde.

Bu üzüntümü paylaşırken niteliğin sayısal bir veri olmadığı gerçekliğini de anımsatmak isterim, yüreği burkulan, duyguları aşınıp kafası karışan kimi edebiyatseverlere. Sıkıştırılmış izlenceleri art arda izleyen edebiyat gönüllülerine, tüm konuk şair ve yazarlara ve bu üç günün yine de başarıyla geçmesini sağlayan güzel insanlara teşekkür ederim.

-Yarınlar Güzel Olacak-