Güzel Türkçemiz doğurganlığının yanında çarpıcı kısa anlatımlarla da büyük bir varsıllık barındırmakta. Halkımızın kıvrak zekasıyla çok söz yerine az sözle çok şey anlatma, düşündürme becerisi kısa anlatımların temel özelliğidir. Çok söz yerine çok işi çağrıştıran doluluklarıyla dilimizin bir başka güçlü yanını gösterirler. Bu anlatımların en özlü olanları, kimi atasözleri, deyimler ve özdeyişlerdir. Duygu ve düşüncelerin aktarımında, kavratılmasında, içselleşmesinde uzun anlatımlar yanında kısa ama nitelikli içerikleriyle bellekleri sarsmaya yetecek kadar da güçlüdürler.
Ben bugün bunların birkaçından hareketle içinde bulunduğumuz “siyasi çürüme” durumuna bir kez daha dikkat çekmek istedim. Çok iddialı olsa da adım adım yükselen ancak son günlerde zirve yaptığını düşündüğüm yolsuzluklara “kurumsallaşan siyasi ahlaksızlık diye bakmanın doğru olacağı düşüncesindeyim.
“Çivisi çıkmış” sözü çoğu zaman olumsuzluklar için söylenir. Bir düzenin/yapının/sistemin işlemeyişi için kullanılan çarpıcı söz. Kural, yasa, hukuk, gelenek, teamül tanımamak… Yönetim anlayışının kurallarının ilgili yöneticiler tarafından fiilen belirlenip uygulanması… Kurumsal ve yapısal nitelikleri esas almayıp kendi öznel ve çıkarcı pratiğini geliştirmek… Giderek bunun da sürekli duruma getirilerek sistemleştirmek, geniş kesimlere kabul ettirip kanıksatmak… Bu aynı zamanda bir siyasi etiği/ahlaksızlığı da kurumsallaştırma süreci olmayacak mıdır, zaman içinde?
Bir diğeri, “Cılkı çıkmak”. “Cıvığı çıkmak” olarak da kullanılır değişik yörelerde. Bir işin, durumun ya da malzemenin kontrolden çıkarak bozulmasını, ölçüsünü ve düzenini/sistematiğini yitirip yıpranmasını karşılar. Tam burada hemen akla “cılkı çıkan sistem” -“cıvıklaşan” da denilebilir- aklıma geldi. Geleneksel devlet yöneticiliğini ve görevlilerini (bürokratları) önce tasviye edip -ki ülkemizdeki hali hazırdaki yöneticiler bu konuda çok mahirler- “işini bilen” ve “uyumlu” taifeyi onların yerine devletin değişik ama kilit organlarına alacaksın; ondan sonra bak sen “dümene”!
“Gıkı çıkmamak” deyimi kendini saklayıp dışındakilere söylenen eleştirel bir sözdür. Ne bedeller ödeyip kahramanlıklar yaptığını, “fi” tarihini örnek vererek güya tepkisizlere tepki verenleri de “gıkı çıkanlardan” saymıyorum ayrıca. Bunlar “hamaset” düşkünü, duygu sömürüsü yapan siyasi asalaklardır!
Bir kişinin yapılan bir işe/uygulamaya söylenen bir söz baskısına ya da duruma karşı hiçbir itirazda bulunmaması/tepki vermemesi sesini çıkarmaması, şikâyet etmemesi. Bu söze ilişkin daha kaba tanımlamalar beni aşar. Ancak kimse üstüne almaz ama özelikle “sürü” ya da “kurbanlık koyun” nitelendirmesi, “gıkı çakmayanlara” yapıştırılan bir olumsuzlama olduğunu buradan anımsatmak gerekir diye düşünüyorum.
Yine bu özlü ve güçlü, çarpıcı anlatımlardan bir tanesi, mecaz anlamda kullanılan “Lağım patladı” sözüdür. Siyasi, kültürel ve etik anlamda “ayyuka çıkan” olumsuzlukları anlatmak için çoğunlukla kullanılır. Hele iyice çürüyen siyaset dünyasına özellikle yönetenler ölçeğinde bakıldığında tam bir “lağım kokusu” ve pisliğinin çevreye saçıldığı görülecektir. Burun tıkamakla, göz kapatmakla engellenemeyen. Bu arada dürüst, işini çıkar peşine koşmayıp kamu yararı gözeterek yapan saygın politikacı ve yöneticileri tenzih/konu dışı ettiğimi özellikle belirtirim.
-Hemen aklıma geldi. Çocukluğumuzda Araklı’da bir b.klu göl vardı. Kurbağaların “vak-vak” ettiği bir bataklık ve foseptik atıklarının yüzdüğü bir su birikintisi. Yanına yaklaşılamayacak pislik yığını, ama göletleşmiş; çevresi parsel parsel konut yapımı için satılan ve kapış kapış alınan! - Niyeyse paylaşmak istedim yazının bu bölümünde.
Evet siyaset dünyası diyordum. Tam bir keyfiyet. Yapısal/sistemsel olan sorunların çözümü, ilgili yapıya müdahale ile çözülür oysa. Tıpkı sivrisinek bataklığını kurutmak gibi. Bataklığı kurutup yok etmek yerine sivrisineklerle tek tek savaşım sonuç verebilir mi? Son günlerde artan lağım kokularını gidermek için sözünü ettiğim b.klu gölde sinek avlama/kovalamaca çabasının bir sonuç getirmeyeceği gibi. Kaldı ki bu kovalamacanın birçok pislik yuvasının kamuflaj olup kendini saklamasına da yol açacağı bir başka tehlike olarak görülmeli. Yoksa bataklığın tamamen kurutulma çabası “saltanat kayığının” su almasına ve nihayet batmasına mı yol açacak diye korkulmakta. Bu arada Karadenizli bir yurttaşa atfedilen güncel bir söz aklıma geldi: “Tayyip yeni bir parti kursun, bizi bunlardan kurtarsın.” Sorunun yapısal yanını görmemek/görememek, ancak o kadar diyebiliyorum!
Bir “argo” olmakla birlikte çok yaygın kullanılan bir söze değinmeden bu yazı/konu bitmez; “Malı götürmek”! Ya da “Deveyi hamuduyla yutmak”. Yetkiyi eline alıp hakkı olmayan bir parayı hiç çekinmeden, yüzsüzce ve gizleme, utanma gereği duymadan büyük bir suistimal yapmak, “malı götürmek”.
Günümüz yaygın siyaset ve yönetme/yetki anlayışına bakıldığında “kazanmak”, kendinden başlayarak aile ve de yakınlarını/yandaşlarını nemalandırma dahası palazlandırma süreci olduğu sanılmakta. Bunun kanıksatılma çabası ayrı bir sorun. Hani “Bal yutan parmağını yalar.” vardı ya bizim atalarımıza mal edilen hırsızların atasözü, artık balı/varlığı/mülkü/parayı bütünüyle götürenler için yeniden biçimlenmeli diyeceğim!
-Yarınlar Güzel Olacak-