Bazen iyi bir niyet, doğru anlatılamadığı için tartışmanın gölgesinde kalır. Bazen yapılmak istenen işten çok, o işin nasıl anlatıldığı konuşulur. Karadeniz Teknik Üniversitesi bünyesinde hayata geçirilmesi düşünülen proje de tam olarak böyle bir noktaya geldi. Kamuoyu yeterince açık, güçlü ve zamanında bilgilendirilmeyince, hasta yakınlarının yükünü hafifletmek amacıyla ortaya çıkan bir düşünce, sanki birilerine ticari imkân sağlanıyormuş gibi algılanmaya başladı.
Oysa meseleye yalnızca rakamlar ve ortaklık oranları üzerinden değil, projenin amacı, modeli ve sonunda kime hizmet edeceği üzerinden bakmak gerekir.
Projenin temelinde şehir dışından tedavi için Trabzon’a gelen hasta ve hasta yakınlarının yaşadığı konaklama sorununa çözüm üretmek var. Hastane çevrelerinde günlerce kalmak zorunda kalan, ağır konaklama maliyetleriyle karşılaşan insanların yükünü hafifletecek bir yapıdan söz ediliyor. Bunun yanında geçici süreyle şehre gelen akademisyenlerin, öğrencilerin ve ihtiyaç sahiplerinin yararlanabileceği bir alan oluşturulması hedefleniyor.
Böyle bir amaç varsa, bunu doğru anlatmak da en az projeyi hayata geçirmek kadar önemlidir.
MESELE YÜZDE 51’DEN DAHA BÜYÜK
Tartışmanın en fazla yoğunlaştığı nokta yüzde 51’lik pay oldu.
Bu oran yeterince açık anlatılmadığında kamuoyunda doğal olarak soru işaretleri oluştu. Kalıcı bir ticari ortaklık kurulacağı, üniversite üzerinden birilerine ekonomik alan açılacağı yönünde bir algı ortaya çıktı.
Eğer yüzde 51’lik yapı projenin hayata geçirilmesini sağlamak, yatırımı güvence altına almak ve süreç tamamlandığında ortaya çıkan değeri üniversitenin hizmetine bırakmak amacı taşıyorsa bunun bütün aşamaları açıkça anlatılmalıdır.
Çünkü şeffaf biçimde kurulmuş bir hayır modeliyle, kişisel kazanç üzerine kurulu bir ticari model aynı şey değildir.
Tam da burada KTÜ Rektörü Prof. Dr. Hamdullah Çuvalcı’ya önemli bir sorumluluk düşüyor.
Bugüne kadar ortaya koyduğu yönetim anlayışı dikkate alındığında Rektör Çuvalcı’nın üniversitenin imkânlarını herhangi bir kişinin özel menfaatine açacak, kamu vicdanında tereddüt oluşturacak bir yapıya göz yumacağı kanaatinde değiliz.
Ancak kişilere duyulan güven tek başına yeterli değildir.
Güveni kalıcı hâle getirecek olan açıklıktır.
Rektör Çuvalcı’nın önündeki en önemli görev de budur. Projenin hukuki çerçevesini, mali yapısını, ortaklık modelini ve üniversiteye devredilecek süreci kamuoyuna açık biçimde anlatmak.
Çünkü açıklanmayan her ayrıntı zamanla söylentinin malzemesi hâline gelir.
HAYIRSEVERİ ŞAİBEYLE DEĞİL, ŞEFFAFLIKLA KORUMAK GEREKİR
Meselenin Ali Haydar Baş cephesine de bu ölçüyle bakmak gerekir.
Bir iş insanı kendi imkânlarını kullanarak üniversiteye, hastalara, hasta yakınlarına ve şehre kalıcı bir eser kazandırma iradesi ortaya koyuyorsa, böyle bir yaklaşımın öncelikle niyeti ve ortaya çıkaracağı toplumsal fayda üzerinden değerlendirilmesi gerekir.
Ali Haydar Baş’ın bu projedeki iradesi gerçekten bir kazanç hesabından çok, ortaya kalıcı bir eser bırakmak ve bunu sonunda üniversitenin hizmetine sunmak üzerine kuruluysa, bu yaklaşım küçümsenecek değil desteklenecek bir anlayıştır.
Ancak desteğin yolu sorgulamadan geçmemelidir.
Hukuk sorgulanır.
Finansman sorgulanır.
Kamu malı söz konusuysa her ayrıntının hesabı sorulur.
Ama hesabını sormakla insanı peşinen töhmet altında bırakmak birbirinden tamamen farklıdır.
Bir iş insanı parasını ortaya koyacak, yatırım yükünü üstlenecek, risk alacak ve sonunda bunu topluma kazandırmayı düşünecekse, onun karşısına daha ilk günden yalnızca kuşku koymak doğru değildir.
Çünkü bu yalnızca bir kişinin hevesini kırmaz.
Arkasından gelecek başka hayırseverlerin de önünü keser.
BİR İSİM DEĞİL, BİR ANLAYIŞ ÇOĞALMALI
Trabzon’un ihtiyacı bir kişiyi tartışmanın merkezinde tüketmek değil, böylesine toplumsal fayda üretecek girişimlerin sayısını artırmaktır.
Bugün Ali Haydar Baş bir projede elini taşın altına koyuyorsa, yarın başka bir iş insanı öğrenci yurdu yapmalı.
Bir diğeri hasta yakınları için konukevi kazandırmalı.
Bir başkası üniversiteye laboratuvar kurmalı.
Bir diğeri burs fonu oluşturmalı.
Bir başkası okul yaptırmalı, sağlık tesisi kazandırmalı, bilimsel araştırmalara destek vermeli.
Şehirler yalnızca kamu yatırımlarıyla büyümez. Güçlü şehirler, kazandığı yere karşı sorumluluk hisseden insanların katkısıyla da gelişir.
İşte bu nedenle Ali Haydar Baş üzerinden yürüyen tartışmaya yalnızca bugünün meselesi olarak bakmamak gerekir.
Bugün kullanılan dil, yarın başka bir hayırseverin kararını etkileyebilir.
Bir iş insanı “Ben de böyle bir işe girersem aylarca kendimi anlatmak zorunda kalırım” diyerek geri çekilirse kaybeden yalnızca o kişi olmaz.
Trabzon kaybeder.
Üniversite kaybeder.
Hasta yakını kaybeder.
Öğrenci kaybeder.
Gelecek nesiller kaybeder.
Bu nedenle mesele bir Ali Haydar Baş meselesi değildir.
Asıl mesele, Ali Haydar Baş örneğinde olduğu gibi şehre kalıcı bir değer bırakma iradesi gösteren insanların sayısını nasıl artıracağımızdır.
Rektör Hamdullah Çuvalcı’ya düşen de bu noktada iki hassasiyeti birlikte korumaktır. Bir tarafta kamuoyunun şeffaflık talebi, diğer tarafta hayır yapmak isteyen insanların itibarı.
Bu iki alan birbirinin rakibi değildir.
Tam tersine birbirini tamamlar.
Her şey açık olsun.
Her şey denetlenebilir olsun.
Her şey hukuka uygun olsun.
Ama iyi niyet de değersizleştirilmesin.
Trabzon’un böyle insanlara ihtiyacı var.
Üniversitenin ihtiyacı var.
Hastaların, öğrencilerin ve gençlerin ihtiyacı var.
Bir hayırseveri tartışmaların içinde tüketmek kolaydır. Asıl başarı, bu şehirde hayır için elini taşın altına koyacak insanların sayısını çoğaltmaktır.
Mesele bir Ali Haydar Baş değil, onun gibi şehir için sorumluluk almaya hazır onlarca, yüzlerce insanın ortaya çıkabileceği güven ortamını oluşturmaktır.
Şeffaflık olsun, denetim olsun, hesap sorulsun. Ama hayır yapma iradesi de örselenmesin.