Bazı geceler vardır.
Bir maç biter.
Ama insanın içinde bir şey uzun süre bitmez.
Bu gece öyle bir geceydi.
Türkiye yine Avrupa’nın zirvesinde.
Ve biz yine aynı duygunun içinde buluştuk:
Gurur.
Sevinç.
Heyecan.
Ama bu kez hissettiğimiz şey, bir şampiyonluktan biraz daha fazlasıydı.
Çünkü sahada yalnızca bir takım yoktu.
Bir ülkenin bayrağı vardı.
Bir milletin sesi vardı.
Ve o formanın içinde, milyonlarca insanın kalbine dokunan kadınlar vardı.
Sinan Erdem Spor Salonu’nda bu gece yalnızca bir final oynanmadı.
Bir ülke, kendi sesini buldu.
Tribünler her sayıda ayağa kalktı.
Her rallide nefesler tutuldu.
Her kritik anda milyonlarca insan aynı heyecanı yaşadı.
Sanki sahadaki altı kişi değil, hepimiz o topun peşindeydik.
İşte sporun en güzel tarafı da bu.
Bazen bir top, milyonlarca insanı aynı duyguda buluşturabilir.
Futbolun gündemi belirlediği bir ülkede voleybolun da milyonların kalbine bu kadar güçlü dokunabileceğini gördük.
Hem de bunu kadınlar yaptı.
Üstelik yalnızca kazanarak değil.
Çalışarak.
Disiplinle.
Birbirine inanarak.
Düştüğünde yeniden ayağa kalkarak.
Ve vazgeçmeyerek.
Belki de onları bu kadar özel yapan şey tam olarak buydu.
Onların hikâyesinde yalnızca madalyalar yok.
Yıllarca süren antrenmanlar var.
Uykusuz sabahlar var.
Kaybedilen maçlar var.
Eleştiriler var.
Sessizce verilen mücadeleler var.
Ve bütün bunların sonunda, o kürsüde yükselen bir bayrak var.
2023’te ilk kez Avrupa’nın en büyüğü olduklarında yaşadığımız o tarifsiz gurur hâlâ hafızamızda.
Bugün ise bunu yeniden yaptılar.
Ama bu kez başka bir şey daha kazandık.
Bir kız çocuğunun ekran karşısında onları izleyip,
“Ben de yapabilirim.”
diyebilme ihtimalini.
Bence asıl mesele tam da burada.
Çünkü bir şampiyonluk, yalnızca kazanıldığı gün anlamlı değildir.
Ardından bıraktığı hayallerle anlam kazanır.
Bugün bir kız çocuğu voleybol topunu eline aldığında, karşısında yalnızca bir sporcu görmeyecek.
Kendi ihtimalini görecek.
Bir kadın, yıllardır ertelediği bir hayalin peşinden gitmek için cesaret bulabilecek.
Bir genç, disiplinin ve emeğin nereye varabileceğini görecek.
İşte bu yüzden bu başarı yalnızca sporun başarısı değildir.
Bu, kadınların kendi güçlerini ortaya koyduklarında neleri değiştirebileceğinin de hikâyesidir.
Ve bu hikâyenin arkasında çok daha büyük bir miras var.
Cumhuriyet.
Mustafa Kemal Atatürk, bir ülkenin geleceğini kurarken kadınları hayatın kenarında değil, tam merkezinde görmek istedi.
Bugün onun açtığı yolda yürüyen Mustafa Kemal’in kızları, yalnızca kendi başarılarını değil, Türkiye’nin adını da dünyanın dört bir yanında taşıyor.
Sahada her sayı için mücadele ederken aslında bize çok daha büyük bir şey söylüyorlar:
Kadın varsa, emek varsa, inanç varsa; imkânsız diye bir şey yoktur.
Eda’dan Vargas’a, Zehra’dan Hande’ye, İlkin’den Elif’e, Gizem’den takımın bütün oyuncularına…
Sahada ter dökenlere,
Kulübede bekleyenlere,
Antrenörlere,
Sağlık ekiplerine,
Teknik ekibe,
Ve bu başarının görünmeyen bütün emekçilerine…
Teşekkür ederiz.
Çünkü hiçbir şampiyonluk yalnızca sahada kazanılmaz.
O kupanın içinde, yılların emeği vardır.
Sabır vardır.
Fedakârlık vardır.
Ve birlikte başarmanın gücü vardır.
Bugün Avrupa’nın zirvesinde yine Türkiye var.
Ama belki de asıl gurur verici olan, dünyanın dört bir yanında bir kez daha Türkiye denildiğinde bu kadınların akla gelmesidir.
Başları dik.
Formaları üzerinde ay yıldız.
Arkalarında bir ülkenin bayrağı.
Ve önlerinde daha gidilecek çok yol var.
Onlara bakarken insanın içinden yalnızca “şampiyon oldular” demek gelmiyor.
Daha büyük bir cümle kurmak istiyor insan:
İyi ki varsınız.
İyi ki mücadele ettiniz.
İyi ki vazgeçmediniz.
İyi ki milyonlarca çocuğa hayal kurmaları için bir sebep verdiniz.
Ve iyi ki bize, bu ülkenin kadınları için daha güzel bir geleceğin mümkün olduğunu bir kez daha gösterdiniz.
Atatürk’ün kızlarına…
Bu gece bize yaşattığınız gurur için teşekkür ederiz.
Kupanız sizin.
Gururunuz bizim.
Ve o ay yıldızlı forma altında büyüttüğünüz hayaller, bu ülkenin yarınlarına emanet.
Şampiyonluk sizin.
Gurur hepimizin.