AK Parti iktidara geldikten sonra ilk olarak SGK, BAĞ-KUR ve Emekli sandığı birleştirilerek, bu kurumlarda görev yapan tüm genel müdürlerin daire başkanları bölge il ve şube müdürlerinin kadroları fesh edilip SGK adı altında yeni bir kurum kurdu.
Tek çatı altında buluşan bu kurumun ardından SSK, PTT, Polis ve vakıf hastaneleri Sağlık Bakanlığı’na bağlandı.
Bu da güzel!..
Ardından sağlıkta dönüşüm adı altında tüm hastanelerin başhekimlerini, başhekim yardımcılarını, başhemşire, başhemşire yardımcılarını, hastane müdür ve yardımcılarını görevden alıp toplum sağlığı merkezlerine doldurup sözleşmeli statü ile yerlerine bir gün idarecilik yapmamış Memur-Sen üyelerini atadı.
Yetmedi..
İl sağlık müdürlerinin görevlerini Halk Sağlığı İl Müdürlüğü, Kamu Hastaneleri Genel Sekreterlerine dağıtıp, pratisyen hekim genel sekreteri. profesör, doçent ve uzman başhekimlerin amiri yaptı ve ülkemin insanının sağlığını ehil olmayan ellere teslim edip, hastanelere Ankara’da oturan bu şehri hiç bilmeyen insanları yönetici olarak atadı. Halen neye yaradığı belli olmayan yüksek maaşlı CEO’ları bazı hastanelere atayıp, yetki paylaşımında CEO’ lar ve başhekimler birbirini yerken, hastane müdürlerini ezdirmeyi başardı.
Yetmedi..
Hastanelere bir de otelcilik müdürü atarken, altına güvenlik ve temizlik müdürü derken, herkes müdür oluyor, memurluk ise temizlik işçilerine kaldı. Kadroları fesh edilen yıllarca çalışıp kazanılmış hakları elinden alınanlar, mahkemelerden yürütmeyi durdurma kararı alınca Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakimlere veryansın etmeye başlayıp, yerden yere çakınca HSYK Danıştay ve Yargıtay başkanları 'hukuk size de lazım' dediler.
Başbakan Erdoğan HSYK'yı baştan sona yenileme kararı aldı.
Ancak bunun için Anayasa değişikliği gerekliydi.
AKP’nin TBMM’deki sayısı yeterli değildi, hemen referandum kararı aldı, bir de Pensilvanya’dan destek de aldı. ‘Bu referandumda mezardaki ölüler bile oy kullanmalıdır’ talimatı geldi. İstediği başarıyı yakalayan Başbakan Erdoğan oraya selam göndermeyi de ihmal etmedi.
HSYK’da 2000 ne 1000 çıkınca mevcut HSYK üyeleri çareyi kaçmakta buldu. HSYK’yı üç daireye böldü, yetmedi Anayasa Mahkemesi’ne Danıştay ve Yargıtay’a yüzlerce üye atayıp kendi yargısısını kurup Müslüman alemin liderliğine soyundu.
Tabii unuttuğu bir şey vardı..
Bugün paralel devlet dedikleri bu ülkede kadrolaşıyordu.
MİT Müşteşarı Hakan Fidan’ı ifadeye çağırıyordu. Gaye Müsteşar Fidan’ı tutuklayıp Başbakan Erdoğan’a ulaşmaktı. Başbakan Erdoğan o sıralarda ağır bir ameliyat geçirecekti. Hastaneye gideceği gün savcıların Müsteşar Fidan’ı çağırdığını öğrenince benim kara kutuma dokunamazsınız deyip, TBMM’den Müsteşar Fidan için özel bir koruma kanunu çıkardı.
Ameliyattan çıkınca da Pensilvan ya’ya savaş açtı. Önce para kaynağını kurutmalıydı, anında dershaneleri kapatma kararı aldı. Sonra emniyet derken, maliyede temizliğe başladı.
Diğer kamu kurumlarına doğru bu iş gidiyor .
Sırada üniversiteler var..
Biline!..