Türk futbolunda bazı hikâyeler vardır; sahada yazılır, alın teriyle taçlanır. Bir de masa başında gölgelenenler vardır. Ne yazık ki Trabzonspor yıllardır ikinci hikâyenin yükünü sırtında taşıyor.

Bu kulüp, kurulduğu günden bu yana sadece rakipleriyle değil, sistemle de mücadele etti. Şampiyonluklarını kimse hediye etmedi. Yedi şampiyonluk; alın teriyle, inatla, direnerek, hak edilerek kazanıldı. Ama gel gör ki bugün yine aynı soru karşımızda duruyor: Trabzonspor yine dış etkenlerin hedefinde mi?

Bakın tabloya… Kupa finalinin oynanacağı şehir tercihi, ulaşım şartları, ekonomik yük… Hepsi bir araya geldiğinde “tesadüf” demek akla hakaret olur. Konyaspor için 2-3 saatlik mesafe avantajı, Trabzonspor için neredeyse bir gün süren yol çilesine dönüşüyorsa burada eşitlikten söz edilemez. Uçak fiyatları cep yakarken, taraftarın tribüne ulaşması adeta imkânsız hale getiriliyorsa bu sadece organizasyon eksikliği değildir; bu, planlama hatasının ötesinde bir adaletsizliktir.
Dahası da var… Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum gibi güçlü bir siyasi figürün futbolun etrafında bu kadar görünür olması, ister istemez soru işaretlerini büyütüyor. Futbol sahada kalmalı derken, saha dışı etkilerin bu kadar belirginleşmesi kimseyi rahatsız etmiyor mu?

Ve en kritik soru…
Bir zamanlar “Trabzonspor’a kupayı getireceğim” diyerek yola çıkan, bugün ise Türkiye Futbol Federasyonu başkanı koltuğunda oturan İbrahim Hacıosmanoğlu neden bu kadar sessiz?

Bu sessizlik, en az yapılanlar kadar konuşuluyor. Çünkü bu şehir hafızası güçlü bir şehirdir. Verilen sözleri de, tutulmayanları da unutmaz.
Bugün gelinen noktada Trabzonspor yalnızca bir maçın değil, bir algının içine itilmiş durumda. Antalya’nın küme düşmesinin sorumlusu gibi gösterilen bir Trabzonspor… Daha maç oynanmadan psikolojik baskının içine sokulan bir camia…

Soruyorum: Bu mu adalet? Bu mu eşit rekabet?
Eğer futbol gerçekten sahada kazanılacaksa, o zaman şartlar da sahada eşit olmalı. Aksi halde kim kazanırsa kazansın, o kupa tartışmalı olur.
Trabzonspor’un mücadelesi sadece rakiplerine karşı değil artık. Bir sisteme karşı. Ve bu mücadele, yıllardır olduğu gibi yine tek başına veriliyor.

Ama herkes şunu iyi bilsin:
Trabzonspor, en zor şartlarda bile diz çökmemiş bir kulüptür.
Tüm baskılara direnerek, mücadele ederek, adeta bir devrim yaparak güçlü olanların saltanatlarını yerle yeksan eden dev bir markadır.

Bugün de eğilmez, yarın da eğilmeyecek… Ama bu adaletsiz düzen, Türk futbolunu eğmeye devam ettiği gibi ligimizin marka değerini de düşürmeye devam eder.