Tarihi İpek Yolu deriz. Yolun arkadaşıdır Değirmendere. Yol, yolunda Değirmendere yatağında gitti yıllar yılı. Aslında yolu açandır Değirmendere. Zigana Dağları’ndan Karadeniz'e dek süren yolculuğunda Değirmendere yüzyıllar içinde ne kervanlara arkadaşlık etmiş kendi yatağında kıvrılarak akıp giderken. Bazen sarp kayalıklara rastlamış. Bu zorlu yolculuktan vazgeçmeden kenarından dolanıp yoluna devam etmiş. Nice yolculara kılavuzluk yapıp kenarında serinlemek isteyen insanlar başta olmak üzere tüm canlılara iyi davranmış.


Üzerinde değirmenler kurulmuş. Mısır, buğday, darı öğütülsün diye. Değirmenin suyu hep bu dereden gelmiş. Kimse de sormamış, soramamış nereden geliyor bu değirmenin suyu diye. Zaten ismini de üzerindeki değirmenlerden almamış mı? Ama gün gelmiş insanlar üzerinde değirmenler çalıştırıp ekmeğini kazandığı deresine hoyrat davranmaya başlamış. Önce yatağını daraltmışlar.

Sonra taşına toprağına dadanmışlar. Sonra da durmamışlar, çok daha ileri gidip, derenin canını almaya çalışmışlar. Yüzyıllardan bu yana Değirmendere'nin sakinlerinden balıklar yok olmuş. Kurbağa sesi bile kesilmiş dere kenarlarında.

Bir zamanlar Trabzon'un suyunu temin etmesine bile bakılmadan derenin etrafı dolmaya başlamış. Su kuyuları yerini sanayi dükkanlarına bırakmış. Artık Değirmendere kendi yatağından koparılıp, yoğun bakıma kaldırılan bir hasta gibi hayata zorlukla bağlanır olmuş. Ve şimdi ne yatağı kalmış rahat akabileceği, ne balığı kalmış yavrulayıp çoğalan ne de geçmişin çocukları şimdinin dedeleri, babalarına derede balık tutup serinlemek için yüzdükleri yerleri hatırlatan dere kalmış. Değirmendere olabildiğince kirlilik yaratan işletmelerle çevrilip kendini unuturmuş, çaresizce bir an evvel deryaya ulaşmanın gayretinde akıp duruyor.

2022 belki bir ümit olur. Bir yerlerden başlanır. Ve kaybolup giden Değirmendere eski güzelliğine kavuşur. Kavuşur mu acaba? Pek ümidim yoktur, inşallah kavuşur diyeceğim ama yıllardır hep inşallah diyoruz çünkü. Fakat şunu da biliyoruz. Başlamak bitirmenin yarısıdır. Hadi o zaman 2022 Değirmendere'nin kurtuluş yılı olsun. Yine de inşallah diyelim dualarımızın kabul niyetine. Büyük ve modern marka kent olmak istiyorsak Değirmendere Vadisi mutlaka düzene girmelidir.

Not: Göz zevkiniz bozulmasın diye Değirmendere'nin bugünkü halini gösteren fotoğrafı bilerek kullanmadım.

*

İRANLI TURİSTLERİ TRABZON'A “KAPTIRMADILAR!”

2021 in son günlerinde Trabzon-Van arası uçuşlar başlatıldı. Her iki il için hayırlı olur, turizm başta olmak üzere halkımızın hizmetine ulaşım açısından büyük katkı sağlar diye düşünürken Van'dan çok da anlamlı olmayan bir itiraz geldi: Güya Trabzon turizmcileri, Van'a gelen İranlı turistleri “ayartıp” Van'dan Trabzon'a kaçıracaklarmış. Buna gerekçe olarak da Van-Trabzon uçuşlarının çok ucuz olduğunu göstermiştir. Turizmciler, böylesi absürt bir düşünceye nasıl kapılabilir diye düşünürken, açıklamayı yapanın TÜRSAB Bölge Başkanı olması olayı daha da ilginç kılıyordu. Van-Trabzon arası uçuşun ücreti 90 TL iken, şimdi 330 TL’ye çıkmış ve Van, İranlı turistleri başka illere kaptırmaktan kurtarmış!
Öyle mi acaba? Bu yaklaşımın neresini eleştireceğiz bilemiyorum. Ama benim eleştirim Trabzon için olacak, öncelikle. Bu konu kamuoyuna yansıyınca Trabzon'dan şöyle güçlü bir ses çıkmadı. Turizm Konseyi bu tür konularda inisiyatif almayacaksa görevi nedir acaba? Trabzon'un tüm dinamikleri özel ve resmi kurumları öncülük yapıp, işbirliği konusunda girişimlerde bulunabilirdi. Bırakın Van'ın turizmdeki kaybını, bu uygulama ile her iki ilin de kazanacağını anlatabilirlerdi. Olmadı. TÜRSAB Başkanı Sayın Kantarcı ve bir kaç yayın organı ile köşe yazarı dışında konuya kimse duyarlılık göstermedi.
Van ise olaya bakış açısı ile turizmin ne olduğu konusunda acemilik gösterdi. Şöyle düşünebilirdiler:

“Uçuşların ucuzluğu iki şehir için de bir fırsattır. Karşılıklı tur programları gerçekleşir. İnsanlar rahat seyahat etmenin avantajıyla tatil tercihlerini daha yoğun biçimde Van ve Trabzon için karşılıklı olarak yapabilirdiler. Van'da İranlı turist varsa Trabzon'da da Arap ülkelerine ait turist var. Kaldı ki Karadeniz insanı Doğu ve Güneydoğu turlarını da severek tercih ediyor.” Konu uçağın fiyatı mı yoksa bakış açısındaki yanlışlık mı? Yanlış düşünüldü. Yanlış karar alındı. Trabzon'a söz söyleme hakkı bırakılmadı.
Trabzon-Van uçağı 330 TL oldu diye ne turist ne de işi olan bu yolculuktan vazgeçer. Tebriz'den keşke hem Van'a hem de Trabzon'a uçuş olsa da her iki ilimiz turizmden aldığı payı artırsa. Turizmde, “bizim turistleri kapacaklar, buradan pay sahibi olacaklar, biz turistimizi kimseye kaptırmayız.” diye kavramlar yoktur. Her yerin farklı cazibe noktaları vardır. Önemli olan bu cazibe noktaları ve yeni destinasyonları doğru zaman ve doğru yöntemlerle tanıtım yapıp pazarlamaktır. İşte o zaman turizmden pay alma gündeme gelir. Bir ilden başka illere ve ülkelere ulaşım ne kadar kolaylaşırsa, o ille birlikte bundan hem bölgesi, hem de ülke kârlı çıkar. Turizmde işbirliği yapan kazanır.

*

CORONA SADECE DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKMIYOR

Çağın hastalığı. Tüm dünya mustarip ve çaresiz. Dünya tarihi içinde insanlığı mahveden çok salgınlar oldu. Veba, kolera, cüzzam, sıtma, verem gibi isimlerle anıldı bu salgın hastalıklar. Hadi o dönemlerde ilim ve fende bu kadar gelişme olmamıştı. Yine de bilim insanlar o günün şartlarında bulaşıcı hastalıklara çare buldular. Aşılar geliştirildi. Çeşitli tedavi yöntemleri bulundu. Özellikle ülkemizde tifo, tifüs, şark çıbanı, kolera, verem gibi hastalıkların büyük ölçüde önüne geçildi. Bazı salgınlar vardır ki, toplumların sosyo ekonomik durumları ile ilgilidir. Bir yörenin alt yapısı yoksa suları sağlıklı değilse kolera, koli basili gibi hastalıkların oluşması kolaylaşır. Salgın çoğalır.
Beslenmesi düzgün olmayan toplumlarda verem gibi hastalıkların yaygın görülmesi normaldir. Günümüze geldiğimizde Corona ne zengin dinliyor ne de fakir. Gelişmişlik farklılıkları ne olursa olsun tüm devletler bu Corona'dan mustarip. Bilim insanları üçüncü seneye giren salgına karşı önemli bir savaş veriyor. Covid-19 da bilim insanlarının bu uğraşına karşı durmadan şekil değiştirip, farklı varyantlarla can almaya devam ediyor. Henüz insanlığın bu salgın karşısındaki çaresizliğine karşı bir tedavi bulabilmiş değiller. Trabzon, diğer illerimiz ve Türkiye genelinde hastalığa yakalanma oranı giderek artmakta.
Ölümler olmakta. Her evde nerdeyse Corona’ya yakalanmış bir hasta bulunmakta. Öyle bir hastalık ki sadece hasta olan ve ailesi etkilenmiyor. Önlem almak kişisel bir zorunluluk. Lâkin toplumsal sorumluluk sağlanamadığı müddetçe hastalık çok daha haneye uğrayacak. Sokakta, bıraktık maske takmalarını, elindeki sigarayla dumanını milletin yüzüne yüzüne üfüren mi ararsın, kalabalıklar da halen ulu orta hapşıran öksüren mi? Corona için büyük toplumsal önlemlerin alınması gereken ülke çapındaki kapanma da ekonomik yıkımı peşinden getiriyor. Maskeyi takmamak, kalabalıklara karışmak, eskiden kalan alışkanlıklarla sarmaş dolaş olmak, ulu orta hapşırıp öksürmek, temizliğe dikkat etmemek devam ettiği müddetçe bu salgının önüne geçmek zorlaşacak.
Unutmayalım, covid sadece düştüğü yeri yakmıyor. Geride kalan acıları çoğaltmak istemiyor, en sevdiklerimizden üzücü haberler almak istemiyorsak uzmanların ısrarla üzerinde durduğu başta aşı olmak üzere önlemleri uygulamamız gerekiyor. Bu çağın salgını olan Corona artık her eve uğrar oldu.

Ateş her yeri yakıyor. Bilim insanları var olsun, çare bulmak için laboratuvarlarda uğraşırken, sağlıkçılarımız hastalarımıza canla başla hizmet ederken bizlerden istenen ise kurallara uymak. O da zor olmasa gerek.