Kadını “özgürlük” adı altında kandırarak, sömürmek içi sosyal çalışma hayatına itiyorlar. Oysa ailenin kendisi kadındır. Aileyi kuran kadındır. Kadın, erkeğin evine gelir ve aileyi kurar. Kadın; ailenin kendisi, özü ve kalbidir. Bir evde kadın yoksa o ev, aile olarak anılmaz. Eskiden erkekler eşlerinden bahsederken “Benim ailem” der, bir başkasının hanımından söz edilirken de “Filancanın ailesi” şeklinde bahsederlerdi.

Yani erkek bir binanın kendisiyse, içerisindeki ruh ve sıcaklık kadındır. Kadının bulunduğu mekânın veya yanında kadın olan erkeğin bir dokunulmazlığı vardır. Hasmı bile olsa, yanında bir kadın olan erkeğe asla dokunulmazdı; bu durum “Ailesi yanındaydı” diye açıklanırdı.

Eskiden, bizim zamanımızda, toplu taşıma araçlarında en güvenli yer olan orta kısma kadınlar oturtulurdu. Araçlarda sigara içilse bile kadın varsa içilmez; hatta önde oturup durumu fark etmeyen olursa, içmemesi için uyarılırdı. Gerekirse erkek ayağa kalkar, kadın oturtulurdu. Toplum içinde kadının bulunduğu ortamlarda erkek konuşmasına çok dikkat eder, her ifade kullanılmazdı.

Kültürümüzde kadının “namus” kavramıyla özdeşleşen bir kutsallığı bulunur. Hele bir de anne olunca o değer katbekat yücelir; çünkü annelik çok önemlidir. Anne, bir toplumu var eden; doğuran, yetiştiren, öreten ve eğitendir.

Ailede kadının görevleri, sorumlulukları ve değeri oldukça fazladır. Oysa bugün ona bir de dışarıdan geçimini sağlama sorumluluğu yüklenmiştir. Bu, ona yapılan en büyük haksızlıklardan biridir.

Kadının zaten anne olunca sorumlulukları ve ailedeki yükü yeterince fazlayken, günümüzün sömürü düzeni ona bir de “toplumsal eşitlik ve özgürlük” kandırmacasıyla ekstra bir yük yüklemektedir. “Bu nasıl bir özgürlük?” diye kimse sormamaktadır. Üstelik ona “özgürlük” adı altında güya hakkını savunanlar, evde asli görevini yerine getirirken ki emeğini “çalışma” olarak kabul etmezken; sosyal hayatta dışarıda çalıştığında ev işlerini yapan bir başkasını “çalışıyor” diye nitelendirmektedir.

Oysa çalışmak bir emekse, evin kadını evin işini yaparken, çocuğunu büyütürken, ailesine bakarken emek sarf etmiyor mu?

O nedenle aslında evli ve çocuğu olan kadınlara asgari ücretten bir maaş bağlanıp sosyal hayattaki çalışma hayatından çekilmesi gerekir. Bu durumda onların yerini sosyal iş hayatında erkekler alacağından işsizlik sorunu da bitecektir. Çünkü sosyal iş hayatında çalışan kadınların oranı %10 civarındadır. Zaten işsizlik oranı %8 ila %9 arasında olduğuna göre, bu durumda kadınların %5’i sosyal iş hayatından çekilmiş olsa işsizlik sorunu iyice düşeceği gibi, devletin beka sorunu olan doğum oranının düşmesi de duracak; hatta tersine dönerek yükselişe geçecektir.