8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, yalnızca tarihi bir anma ve bir güne sığdırılacak bir kutlama değil; aynı zamanda toplumun yapıtaşlarının, adaletin ve eşitliğin her yıl yeniden tartıya çıktığı bir yüzleşme günüdür. Tarihsel ve sosyolojik olarak geriye dönüp baktığımızda, toplumsal dönüşümlerin en keskin göstergesinin kadın hakları alanındaki ilerlemeler olduğunu görürüz. Özellikle son 25 yılda, normatif düzenlemelerden toplumsal bilince kadar uzanan yolda atılan adımlar, sadece kadınlar için değil, toplumun tüm kesimleri için bir "medeniyet inşası" niteliği taşıyor.

Son 25 yıllık süreçte, eşitlik fikrinin sadece felsefi bir tartışma olmaktan çıkıp yasal metinlere ve sokağın gerçekliğine nasıl yansıdığına kısa başlıklarla bakmak gerekirse, kat edilen mesafeyi anlamak açısından kritik öneme sahip:

Medeni Hukukta Dönüşüm ve Eşitlik: 2002 yılında yürürlüğe giren yeni Türk Medeni Kanunu, aile içi hiyerarşiyi hukuken sona erdiren en büyük devrimlerden biri oldu. "Evin reisi kocadır" anlayışının tarihe karışması, evlilik birliğinin eşit hak ve yükümlülüklere sahip iki ortak tarafından yönetilmesi ve "edinilmiş mallara katılma" rejiminin kabulü, kadının ekonomik ve sosyal bağımsızlığını güvence altına alan hukuki bir milattı.

Anayasal Güvence Olarak Pozitif Ayrımcılık: 2004 ve 2010 yıllarında yapılan Anayasa değişiklikleri, devletin eşitliği sağlama yükümlülüğünü sadece kağıt üzerinde bırakmayıp aktif bir göreve dönüştürdü. "Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür" hükmünün ardından gelen ve bu maksatla alınacak tedbirlerin (pozitif ayrımcılığın) eşitlik ilkesine aykırı sayılamayacağı kuralı, eşitsizliği gidermede hukuka proaktif bir rol yükledi.

İş Hayatında ve Ekonomik Alanda Koruma: Çalışma hayatında kadının varlığını güçlendiren esnek çalışma modelleri, doğum izinlerinin yeniden düzenlenmesi, kreş destekleri ve işyerinde psikolojik tacizle (mobbing) mücadele konusundaki yasal düzenlemeler, son çeyrek asrın önemli kazanımları arasında. Bu adımlar, kadının hem aile hayatında hem de kariyerinde bir seçim yapmak zorunda bırakılmasının önüne geçmeyi hedefledi.

Sosyo-Kültürel Perspektifteki Değişim: Hukuki reformlar, zamanla sosyolojik bir altyapı oluşturdu. Bugün kadınların akademide, finans piyasalarında, yargı dünyasında ve siyaset arenasında karar verici mekanizmalardaki artan temsili, 25 yıl öncesinin tohumlarının bir meyvesidir. Ancak bu durum, hala aşılması gereken kültürel bariyerler ve görünmez "cam tavanlar" olduğu gerçeğini de unutturmamalıdır.

Hukuk kuralları topluma yön verir, ancak o kuralları yaşatan ve içselleştiren şey kültürün ta kendisidir. Son 25 yılda yazılan yasalar, değiştirilen anayasa maddeleri ve uygulanan pozitif ayrımcılık politikaları, toplumun daha adil bir geleceğe ulaşması için atılmış güçlü adımlardır. Ancak asıl hedef, pozitif ayrımcılığa dahi ihtiyaç duyulmayan, tam ve koşulsuz eşitliğin bir yaşam biçimi haline geldiği bir toplumsal kültürü inşa etmektir.

8 Mart, bu inşanın neresinde olduğumuzu hatırlatan o güçlü çağrının adıdır.