Altyapı Bakanımız Sayın Abdulkadir Uraloğlu, son günlerde Karadeniz Demir Yolu ve YHT projesiyle ilgili art arda açıklamalar yapıyor. Ancak bu açıklamalarda dikkat çeken en önemli eksiklik, herhangi bir tarih verilmemesidir! Sizce neden? İlginç olan ise ne kamuoyunda ne de basında bu sorunun yeterince dile getirilmemesidir. Ya sorulmuyor ya da soruluyorsa da net bir cevap alınamıyor! Sizce neden? Çünkü devlet planlamasında 2053 görünüyor. Yani ya-pıl-ma-ya-cak…

Aslında bu mesele Sayın Uraloğlu’nu da aşan bir konudur. Ona fazla yüklenip haksızlık yapmamak gerekir. Çünkü bu durum 100 yıldır böyledir… Bilindiği üzere, Gazi Mustafa Kemal’in de fermanı olduğu söylenmesine rağmen hâlâ hayata geçirilememiştir.

Sn. Uraloğlu’nu ilgilendiren sadece şu var ki; yüz yıldır bu havalimanına böyle gereksiz bir yatırım öngörülmemişti. Sıradan bir vatandaş bile ihtiyaçlarını önemden keyfiyete doğru sıralarken devlet yetkililerinin bunu yapması kabul edilemiyor. 50 milyarın net 25 milyarı ihaleyi alanın cebine gidecektir!

Bu noktada insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Bu demiryolu projesinin arkasında nasıl bir güç dengesi vardır ki devlet yönetimleri bile bu konuda çekingen davranmaktadır? Eğer ortada güçlü ekonomik çıkar grupları varsa, bunlar kimlerdir?

Diyelim ki büyük sermaye iktidarı zor durumda bırakıyor; peki siyasetin diğer aktörleri olan muhalefet nerede? Muhalefet partileri neden bu konuda güçlü bir duruş sergilemiyor? İktidar olmak isteyen bir siyasi hareketin, halkın böylesine temel bir talebi karşısında daha gür bir ses çıkarması beklenmez mi? Halkın önüne geçip kararlı bir tavır ortaya koysa, toplumun geniş kesimlerinin desteğini alacağı açıktır. Sonuçta siyaset, halkın menfaatini savunma iddiasıdır ve millet bu tür duruşları da asla unutmaz. Gereken teveccühü mutlaka gösterir.

Ortada çok güçlü bir çıkar çatışması olduğu kesindir. Emniyet birimlerinin bir cinayetin çözümünde kullandığı basit bir yöntem vardır: “İşlenen bir cinayet kimin yararına, kimin zararına?” Yani iki nokta hedefi gösterir. Aynı soruyu bu proje için de sorduğumuzda tablo daha net görülmektedir!

Demiryolu —hele ki YHT— hayata geçtiğinde kim kazanacak, kim kaybedecektir?! Şunun altını çizelim ki kazanacak olan halktır…

Sayın Uraloğlu’nun son günlerde (havalimanı ihalesinden sonra) peş peşe yaptığı demiryolu açıklamalarının altında yatan asıl gerçek ise demiryolu derdi değil; gereksiz bir yatırım olan havalimanına yönelik vatandaşın haklı tepkisini yatıştırmaya dönük olduğu açıktır. Bu nedenle kamuoyunun en temel sorusu hâlâ cevapsızdır: Sayın Bakan neden net bir tarih veremiyor?!

Burada öncelik, mevcut havalimanının onarımı mı olmalıdır yoksa bölgenin kaderini değiştirecek olan demiryolu yatırımı mı?

Gerçekleri göz ardı edemeyiz. Sn. Bakan’ın savunmalarına cevaben;

  1. Trabzon Havalimanı yıllardır uluslararası statüye zaten sahiptir.
  2. Mevcut havalimanı, dünyanın en büyük gövdeli uçaklarına zaten hizmet verebilecek kapasitededir; nitekim geçmişte, dünyanın en büyük kargo uçaklarından olan Antonov tipi uçaklar buradan, Afganistan’daki askerî tankları onar onar günlerce taşımadı mı?
  3. Ordu-Giresun Havalimanı ve Rize-Artvin Havalimanı yapılmadan önce Trabzon Havalimanı günlük 50–60 arası uçuşa hizmet verirken bugün bu sayı 35–40 bandına gerilemiştir.
  4. Havaalanları sizler için çok önemliyse Cengiz Topel Havalimanı neden çürümeye terk edilmiştir? Bölge insanı, kapısının dibindeki havalimanını kullanmak yerine neden Sabiha Gökçen Havalimanı’na gitmek zorunda bırakılmaktadır?! Bu durum, özellikle Doğu Karadeniz halkının uzun kara yolu yolculukları nedeniyle her yıl yüzlerce can kaybına yol açan riskleri de beraberinde getirmektedir. O bölge halkının %80’i Karadeniz’den gitmedir…!
  5. Peki Niğde “hayalet” havalimanından emekli olanlara ne demeli?!!

Şunu ifade edeyim ki; yıllar önce bir büyüğüm ile demiryolu konusunda bir girişim başlatmıştık. Ancak bir süre sonra birlikte hareket ettiğimiz bu büyüğümüze “Bu işle uğraşma, peşini bırak” denildiğini bana ifade etmişti! Buna rağmen Karadeniz’in kardeş illeri olan Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize olarak bu konunun takipçisi olmaya devam ediyoruz ve etmeye de kararlıyız.

Sonuç olarak, Samsun–Sarp Demiryolu projesinin devlet planlamasında 2053 hedefinde bulunması, vatandaşlar tarafından fiilen ertelendiği hatta gerçekleşmeyeceği şeklinde yorumlanmaktadır.