Meraklıları hemen kulak kabartmışlardır, hangi durum diye! Hangisi olacak bu içinde yaşamaya mecbur bırakıldığımız kavgalı durum işte!

Bitmeyen yalanların, tutulmayan sözlerin, haramın, faizin zinanın kontrolden çıktığı, insanın, insanlığını unuttuğu, yetimin hakkının zengin sofralarında meze olarak yutulduğu durumdan bahsediyorum! Bütün ahlaki değerlerimizin siyasi tercihler ve mensubiyet ispatı için yok sayıldığı, inançlarımızın sanki artık bir değerinin kalmadığı gibi anlaşılmaya başlandığı, aslında felaketlerin de tetikçisi olabilecek bu vurdumduymazlığımızın, aç gözlülüğümüzün, ben “kesemi doldurayım” da ne olursa olsun yanlışlığının yol olarak itibar kazandığı çok tehlikeli bir anlayışsızlığa ev sahipliği yaptığımız bir dönemden geçiyoruz! Halimiz nice olacak!

Son üç yüz yıldır kendi ile kavgalı olduğu için, düşmanlarının düşmanlıklarına karşın yeterli önlemleri alamayan ve bunun farkına varmaya başladığı zaman da yapılabilecek çok da bir şeyin kalmadığını görenler; devletimizi yeniden, Yemen çöllerinden, Kuzey Afrika’dan, Ortadoğu’nun karanlık dehlizleri ve Balkanlardan derlemeye- toparlamaya çalıştıysalar da, enerjileri ve nefesleri imparatorluğun bütününü kurtarmaya yetmedi. Son nefes, son damla kana kadar; Anadolu coğrafyasında tutunmaya çalıştılar ve ancak bunu başarabildiler. Fakat elde avuçta hiçbir şey kalmamıştı. En fakir baba bile öldükten sonra arkada kalanlara az-çok bir şeyler bırakırdı biliriz! Ama yıkılan koca imparatorluktan, kurulan yeni devlete pek de bir şey kaldığı söylenemezdi!

Her şeye rağmen; büyük bir savaş kazanılmış, yeni bir devlet kurulmuştu ancak, ne insan ve ne de sermaye yeterliliğimiz yoktu. Bu olumsuz şartlarda bile elele veren insanlarımız cesaretle, ümitle ve azimle çalıştılar. Hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmadılar. Bardağın her zaman dolu tarafına baktılar. Ekmeğin her daim lokması ile yetindiler. Gece demediler, gündüz demediler çalıştılar. Önce asırlarca bedelini ödedikleri cehaleti ortadan kaldırmak için uğraştılar. Dünyadaki gelişmeleri ve çalışmaları örnek alıp gayret gösterdiler. Okullar açtılar, öğretmenler yetiştirdiler, doktorlarını çoğalttılar, hemşirelerini eğittiler. Fabrikalar kurdular, yollar yaptılar, tren rayları döşediler. Camileri onardılar, aydın din adamı yetiştirilmesine önem verdiler. Manevi çalışmaların programlı yürütülebilmesi için Diyanet teşkilatını kurdular. Bir taraftan da; imparatorluğumuzun zayıflamasından yararlanıp, ülkemizin bütün kaynaklarını talan eden devletlerden ellerindeki gasp edilmiş her türlü haklarımızı bedelini ödeyerek geri almayı başardılar.

Milletinin büyüklüğüne inanmış ve yine onun bağrından çıkmış büyük bir devlet adamı olan Mustafa Kemal ve yakın arkadaşlarının rehberlik edip, milletimizin bütününün gayretleri ile başarıya taşıdığı bu çalışmalar ile bugün, üzerinde yaşadığımız vatan toprakları dünyanın alkışladığı özgür ve bağımsız bir ülke haline getirildi. O günün şartlarında gerçekten büyük başarı elde edilmiş, insanlarımıza güven gelmiş, ait olduğu milletin; milli, insani ve İslami hasletleri yeniden toplumun değer yargıları haline getirilmişti.

İzlenen gerçekçi politikalar ile bizi yok etmeye çalışan devletler bile bizimle iyi ilişkiler içerisine girmek için yarışmaya başlamışlardı. “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” şiarı ile tüm dünya devletlerine verilen güven duygusu ile Türkiye kısa zamanda dünyanın saygın devletleri arasında yer almayı başarmıştı. Halkın tercihi olarak; aydınlık Türkiye’nin geleceği için, Cumhuriyet lokomotifi çalışmaya başlamış, karanlıklar tek tek aydınlatılıp, milletimizin emrine tahsis edilmişti.

Bugün gelinen noktada yeniden hatırlamak istemediğimiz o kâbus gibi yaşadığımız olumsuzluklara doğru sürüklenmeye zorlanmaktayız. Düşmanlarımızın avuçlarını sevinçten ovuşturarak seyrettikleri bu olumsuz gidişi yeniden mükemmele çevirmek bizim elimizdedir. Bizler büyük bir milletin, tarihe şan vermiş atalarımızın evlatlarıyız. Ayrım yapmadan, birbirilerimizi hor görmeden, şu parti, bu görüş demeden; toptan “Allah’ın ipine sarılarak” yeniden sorumluluklarımızı hatırlayıp, bu olumsuz gidişimizi ortadan kaldırmalıyız. Bunu yapabilecek gücümüz ve de enerjimiz vardır. Bugün herkes kendince doğrularını değil, tek doğru olan; medeniyet yolu ve dinimizin de emrettiği aklı kullanmanın gücünü rehber edinerek, bu aziz vatan için samimiyetini ortaya koymalıdır. Tarih boyunca; bedel ödemekten, bizi yok etmeye çalışanlara karşı bedel ödetmeye vakit bulamadık. Şimdi uyanma zamanıdır ve zamanımız da çok kalmamıştır.

Uyanalım ve artık, “tarihten ders almasını” bilelim dostlar.