Siyaset, sadece rakibe karşı söylenmiş süslü cümleler bütünü değildir; siyaset, her şeyden önce bir tutarlılık ve ahlak zeminidir.
Bugün ana muhalefetin içine düştüğü en büyük tuzak, "hukuksuz" ilan ettiği yapıların içinde yer alarak o hukuksuzluğu bizzat meşrulaştırmasıdır. Bu durum, "Müslümanım ama peygambere inanmıyorum" demek kadar absürt, temelsiz ve geçersiz bir iddiadır.
Meydanlarda iktidarın her adımının hukuksuz olduğunu, anayasanın çiğnendiğini haykıracaksınız; ancak hemen ardından, yine hukuksuz olduğunu iddia ettiğiniz "süreç komisyonlarına" tıpış tıpış üye vereceksiniz.
Cumhuriyeti böyle mi koruyacaksınız! Bu neyin nesidir?
Komisyona üye verdiğiniz an, o yapının meşruiyetini tanımış, dolayısıyla geçmişteki tüm hukuksuzluk iddialarınızı kendi elinizle çöpe atmış olursunuz.
Millete "hukuku savunuyoruz" deyip, hukuk dışı düzenlemelerin raporlarına imza atmak, millete açıkça yalan söylemek değilse nedir?
Siyasi ikbal ve üç-beş fazla oy hesabı uğruna atılan imzalar, sadece kağıt üzerinde kalmaz; o imzalar bu vatanın harcına, şehitlerin dökülen kanına dokunur. "Biz İmralı’ya gitmedik" diyerek kendinizi kandırabilirsiniz ancak o komisyon raporlarının altına firesiz imza atarken, aslında kimlerin değirmenine su taşıdığınızı bu aziz millet görüyor.
Gecenin karanlığında kahpe kurşunlarla bedenleri delik deşik edilen Aybüke öğretmen ile yaşlı babasının ve binlerce vatan evladı ile, evladını toprağa veren şehit analarının feryadı yükselirken; o raporlara imza atan ellerin vicdanı nasıl sızlamaz?
Bu vebalin hesabı sadece sandıkta değil, hem bu dünyada hem de ruz-i mahşerde elbet sorulacaktır.
Meydanlarda; hak, hukuk, adalet sloganı atarak, yaptığınız 90 mitingle Ekrem İmamoğlu’na hukuksuzluk yapıldığını haykırıyorsunuz da, teröre kurban verdiğimiz elli bin şehidimizin hakkının-hukukunun görmezden gelindiği süreç komisyonuna nasıl üye veriyor ve bu komisyonun raporunu hangi yüzle imzalamış oluyorsunuz? Bunu bu millet, seçim sathı mahallinde sizlere soracaktır unutmayın!
İktidarı eleştirdiğiniz her konunun bir benzerini, hatta "fotokopisini" uygulama safhasına koyarsanız, millet size neden güvensin?
Unutulmasın ki halk, bir şeyin aslı dururken onun silik bir fotokopisini asla tercih etmez. İktidarın söylemlerini sadece metodik olarak eleştirip, stratejik olarak onların çizdiği rotaya girmek; CHP’yi kurucu parti kimliğinden çıkarıp, sistemin yorulmuş bir yedeği haline getirmiştir.
“Allem-kallem edip” Cumhuriyeti anlamsız hale getirecek ve hazırlıkları tamamlanmak üzere olduğu iddia edilen “yeni anayasa”ya da sizler bu politikalarla evet diyeceksiniz! Topluma doğruları söylemiyorsunuz ve bunun için de, artık toplumsal güvenilir krediniz bitmiştir!
Siz kimi kandırıyorsunuz?
Dünyayı okumaktan, stratejik akıldan ve üniter devletin teminatı olmaktan bahsedenlerin; suçlu sürülerini ve elebaşlarını dolaylı yoldan aklama hevesindeki gayretlerde mürekkebi olması bir siyasi intihardır.
Kılıçdaroğlu dönemindeki hatalardan ders çıkarmak yerine, aynı tonda ve aynı teslimiyetçi üslupla devam etmek, muhalefetin topyekün aldatılmışlık hissini derinleştirmektedir.
Türkiye'de kim en çok neyi savunuyor görünüyorsa, maalesef savunduğu şeyi ona yerle bir ettiriyorlar. İslam’ı ve İslamiyet’i savunur görülenlere İslam’ı; Türk milliyetçiliğinin sahipliğini yapanlara milliyetçiliği bu ülkede değersiz hale getirmediler mi? Şimdi sıra Cumhuriyet’te; onu da en çok savunur görünen CHP’dir. Demek ki, yeni anayasayı CHP’ye de desteklettirerek Cumhuriyetin sonunu getirecekler!
Burada ilginç ve acı olan şudur: Diyelim ki bu art niyetli Cumhuriyet karşıtı çalışmalar, CHP’nin de o süreç komisyonu raporunu tıpış tıpış imzaladığı gibi vereceği destekle başarılı oldu...
Sakın ola ki CHP, sonunda kendi eliyle yıktırdığı Cumhuriyet için yarın çıkıp da "Cumhuriyeti tekrar biz getireceğiz, bize oy verin" demesin!
CHP, eğer gerçekten Cumhuriyeti korumak istiyorsa; iktidarın yanlışlarının reklamını yapmayı bırakmalı, kendi öz değerlerine dönmeli ve şehitlerin ahını alacak gizli ajandalardan elini çekmelidir. Aksi takdirde, mehter takımı gibi iki ileri bir geri hamlelerle sadece yerinde sayacak ve tarihin tozlu raflarında "iktidarın fotokopisi" olarak anılacaktır.
Kurucu iradeden figüranlığa düşenlerin çokça düşünüp, ders alıp akletmeleri gereken bir dönemi yaşıyoruz. Unutulmamalıdır ki; Müslüman bir delikten iki kere yılana ısırılmaz!