Hemen başlığa aldanıp, sakın romantik bir yazı okuyacağınızı sanmayın. Bu yeşil ev öyle iki katlı, ahşap, doğa ile baş başa bir kır evi falan değil. Bu ev; ihtiyaç duyulan enerjinin tamamını kendisi üreten, doğaya hiç zarar vermeyen, kendi suyunu kendisi üreten çevreci bir kent evi. Buradaki “yeşil”lik evin doğal yaşama hiç zarar vermiyor olmasından kaynaklanmaktadır.
Yeşil ev gereksinim duyulan enerjiyi yerine göre rüzgâr, su, güneş ya da jeotermalden sağlamaktadır. Ülkemizdeki güneş ve su potansiyelinin yüksekliği göz önüne alındığında, bu kaynak bizler için çok uygundur. Güneşten elde edilen enerjinin önemli bir bölümü dünyada halen verimleri %20’ler civarında olan güneş hücrelerinden elde edilen elektrik ile sağlanmaktadır. Çatıya serilen bu hücrelerde güneş ışınımı doğrudan elektrik enerjisine dönüştürülmekte ve yeşil evde kullanılmaktadır.
Günümüzde çatı malzemesi ile bütünleşik olarak üretilmeye başlayan bu güneş hücrelerini çatıda fark etmek de pek mümkün değildir. Bu evlerde halen çatıdaki panellerden elde edilen elektrik evin tüm enerji gereksinimini karşılamaya yetecek düzeyde değildir. Dolayısıyla yeşil evlerdeki ısıtma sistemleri sadece kompresörü için elektrik gerektiren toprak kaynaklı ısı pompası ile çalışmaktadır. Çatıdaki güneş hücrelerinden elde edilen elektrik, evdeki cihazlar ve toprak kaynaklı ısı pompasını çalıştırmada kullanılmaktadır.
Rüzgâr, su ya da jeotermal kaynağa sahip bölgeler için güneşin yerine bu kaynaklar yeşil evde enerji dönüşüm sistemi olarak kullanılmaktadır.
Yeşil evin kullanım suyu yağmur toplama sisteminden sağlanmaktadır. Uygun şekilde projelendirilmiş böyle bir sistem ile su filtre edilmekte ve depolanmaktadır. Evden çıkan atık su evin kendisi tarafından üretilen enerji kullanılarak iyi bir şekilde filtre edilmekte ve uygun yerlerde tekrar tekrar kullanılmaktadır.
Dünyanın en yeşilci binası “Reichstag” olarak bilinen Alman Parlamento Binasıdır. Binanın enerjisi biyoyakıt yerine halen su, rüzgâr ve güneşten sağlanmaktadır. Reichstag’ın çatısında yer alan cam kubbe ışığı ve güneş enerjisini toplayarak çok iyi yalıtım yapılmış olan binada kullanmaktadır. Bina kışın ısıyı çok iyi bir şekilde korurken, yazın çok az bir soğutma ihtiyacı göstermektedir.
Peki, bu örnek bize göstermektedir? Dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesinin koskoca parlamento binası, kendi enerjisini kendisi temin etmek üzere yeniden tasarlanmıştır. Yeşil bir parlamento binasına bu zengin ülkede gerek var mıdır?
Buradaki ana tema topluma çok önemli bir mesaj vermektir. O da şudur:
Enerji kaynakları sonsuz ve sınırsız değildir. Artık bu uğurda doğayı tahrip etmek, fosil yakıtlara dayalı kaynakları kullanmak kendi geleceğimizi karartmaktır. Olabildiğince çevreyle dost olan enerji dönüşüm tekniklerini bir an önce kullanmaya başlamak en akılcı yoldur. Umuyorum ki ülkemizde de bu politikalar kısa zamanda benimsenir ve uygulanır.