Bu ülkede öğretmenler öldürülüyor, bu ülkede öğrenciler, çocuklar, torunlar, canlar öldürülüyor. Bu ülkenin ışıkları, geleceği söndürülüyor? Ve öğrencilerini korumak için kollarını açıp kol kanat geren öğretmenler kurşuna diziliyor. Bu nasıl bir eğitim ki canavar yetiştiriyor?

Siyaset, “acının siyaseti olmaz” deyip konuyu baştan kapatmak, insanları susturmak istiyor. Oysa yıllardan beri siyasetin yarattığı acıları hala gideremedik. Önlem alınabilecek cinayet gibi kazaları, konuşamamaktan “kader” deyip geçiştirdik. Tedbiren yüzlerce polisle camiye gidildi, ama maden ocağına tedbirleri indiremedik. / Acının siyaseti olmazmış, o zaman siyaseten çekilen acıları nereye koyacağız? / Irzına geçilen çocukları ne yapacağız? Kadın bakanımız ne demişti: “Bir kere ile bir şey olmaz!” / Depremle çürük otellerde öldürdüğümüz çocuklarımız ne olacak? Siyaseten tutuklanan, yargılanan insanları, gazetecileri kim konuşup tartışacak ve çözüm üretecek?

Terör bu ülkede can alırken, öğretmen de can verdi, korucu da, asker de, köylü de, sokakta ki masum insan da. Hiçbirinin kimliğine bakmadı terör: Kadın demedi, erkek demedi, çocuk demedi, masum demedi; dinine, mezhebine, ırkına, rengine göre seçmedi… İçtiği kana doymadı. “Bugün “affediliyorlar.” Onca acının siyaseti ne olacak?

Bu ülkede hala öğretmenler öldürülüyor, hala çocuklar katlediliyor. Hem de barış içerisinde, terör falan olmaksızın. Siyaset önlem almıyor, dosyası olan binlerce insan sokakta geziyor. Suçun ve suçlunun özgürlüğü olur mu? Çözüm bilimdedir, bilimsel önlemlerdedir.

Yaklaşık 25 yıldır uygulanan eğitim politikalarıyla varılan yer burasıdır, madde bağımlılığı, adi suçlar, ahlaki çöküntü ve enflasyonun yok ettiği ailelerdir. Okullarımız canavar yetiştiriyor, maddeye bağımlı insanlar yetiştiriyor. Vurguncu, soyguncu, ırz düşmanı insanlar yetiştiriyor. Eğitim sorunları “polisiye” önlemlerle çözülmez. Tıpkı “terör olaylarının askeri önlemlerle çözülmediği” gibi… Bilimsel veriler gerekli, bilimsel bilgiler, bilimsel yöntemler…

Bu ülkede hep siyaset konuştu, hep askeri ve polisiye önlemlerle sorunları çözmeye kalktı. Seksen dörtten bu yana terör çözülmedi ve öldürmeyi bırakmadı. Oysa bilim var, bilim insanları var, bilimsel yöntemler var, “bilim önerir, siyaset yapar.” / Nedenler, niçinler ortada dururken sorun çözülmez!

Bu ülkede terör binlerce can aldı, yüzlerce köy tarandı ve yakıldı. Resmen devlete “savaş açıldı”. Şehit askerlerimiz, subaylarımız unutulmasınlar diye adları üstgeçitlerin alınlarına yazıldı. Çözüm için bilim insanlarının önerileri tartışılmadı, konuşulmadı. Konuşulan siyasetin önerileri oldu. Sonunda 53 bin insan kaybettik.

Öğrenciler öğretmenlerini ve arkadaşlarını öldürüyor. / Bu ülkede sosyologlar, psikologlar, ekonomistler yok mu? Hangi nedenler, niçinler çocuklarımızı bu hale getirmiştir? Rehber öğretmenler ne iş yaparlar ve yeterli midirler? Raporları dikkate alınıyor mu? Kaç öğrenciye bir rehber öğretmen düşüyor? Sivil toplum kuruluşu sayılan “tarikat ve cemaatlerden alınan destekler”, okullara atanan fazladan imamlar hangi uzmanlık alanlarıyla okulların ve çocukların sorunlarını çözeceklerdir?

Yıllardır öğretmenler öldürülürken, hangi bilimsel çalışmalar yapıldı ve kamuoyuna duyuruldu? Hangi yasalar çıkarıldı ve yönetmelikleri hazırlandı? Sorunların çözümü için ne kadar sosyolog, ne kadar pisikolog yetiştirilip önerileriyle uğraşıldı?

Oysa “acının siyaseti yapılmaz” diyen iktidar, her olay sonrası muhalefetin hazırladığı yasa ve araştırma önergelerini “nedenine, niçinine bakmadan“ parmak hesabıyla reddederek “üzerinde düşünülmesine ve konuşulmasına, araştırılmasına” gerek olmadığına karar verdi.

Muhalefetin hazırladığı soru ve araştırma önergelerini, bilim insanları kendilerine sorulmuş gibi iş bilip üzerinde araştırma yaptılar mı? Bu tip bilimsel araştırma ve incelemelerden siyasetçilerin haberi oldu mu? Kamuoyu bilgilendirildi mi? Önlemler alınmadan doğan acılar siyasete ait olmaz mı? / Bu konulara eğilen üniversitelerimize hangi destekler verildi?

Öğretmen “bilgi, bilim ve düşünce ile eğitim-öğretim işçiliği yapan” insandır. Öğretmene düşmanlık “akla, bilime, eğitime-öğretime” düşmanlıktır. “Dindar ve kindar nesiller” isteyen beyinler sonuçlarına katlanacaktır. Dine “ahlak” diyenler, onca din eğitimi kurum ve kuruluşlarına rağmen, yüz binlerce din adamına rağmen hala “ahlaki çöküntüyü” görmüyorlar mı? Madde bağımlılığı, fuhuş, hırsızlık, katliamlar neden önlemiyor?

Öğrencilerin “model tip” seçeceği sinema, tiyatro, müzik, resim sanatçıları, sıporcular neden öne çıkarılmıyorlar? / Örnekleyeceği yazar, şair, öykü ve masal yazarları, gazeteci, bilim insanları neden el üstü tutulmuyorlar?

Her gün 7/24 televizyonlarda izlenen dizilerde mafya bozuntularına özendirme, şiddet, silah ve adam kaçırma; ailenin temeline dinamit koyarak “kimin eli kimin cebinde belli olmayan dizlerle”, ayrılmayı özendiren ve yalnız bırakılan çocukların ruhsal yapılarında açtıkları yıkıntıları, çöküntüleri ölçüp görebiliyorlar mı? Bu diziler toplumsal gerçeklikten kopuk yaşayışlarla insanlara ne veriyorlar, neyi ya da neleri düşündürtüyorlar?

Bu çocuklar ve öğretmenler, bizim canlarımız, geleceğimizdirler. Ayla Öğretmen, sevginin, şefkatin, korumanın, sahiplenmenin, anne ve öğretmen olmanın bayrağıdır. Gözümüzün nuru-ışığı gibi koruyup sahiplenmezsek, “keşkenin, pişmanlığın” hiçbir değeri ve anlamı olmaz. Ah! Acının aktığı yeri bir görebilsek… Oradaki yangınları!

Sevgiyle, esenlikle kalınız…

[email protected]