Sevgili okurlar 'Bu ülkede neler oluyor, neler yaşanıyor' diye hep birlikte şöyle bir oturup aynaya bakmalıyız..
Çünkü ortaya konan tablo dışarıdan bakıldığı zaman hiç hoş değil!
Bu kadar şaibenin, bu kadar rüşvet ve yolsuzluk iddialarının 'bit pazarına' kadar düştüğü ve düşürüldüğü olmamıştı.
Herkes kendi derdinde..
Yargısı, emniyeti, siyaseti..
Açıkçası bu ülkenin olmazsa olmaz dinamikleri, bir oraya savruluyor bir buraya!
Resmen kıyıyoruz bu güzel ülkeye..
Ne birlik var ne dirlik!
Sızlatıyoruz atalarımızın kemiklerini..
Haram nedir bilmemiş.Yeri gelmiş düşmanını kucaklamış, yarasını sarmış, yemeğini düşmanı ile paylaşmış, yere düşen düşman bayrağına dahi saygıdan basmayıp kaldırmış atalarımızdan bu ülkeyi emanet aldık.
Bugün ülkenin içine düşürüldüğü tablo kimi, kara kara düşündürmüyor!
Biz kimiz beyler!
Nereden geldik nereye gidiyoruz?
Bu mu, bu büyük milletin nizami?
Bu mu, bu büyük milletin vekilleri..
Bakın 'DERS' gibi tarihin derinliklerinde 'Bir mecit borç' denen Çanakkale'den yaşanmış bir anıyı paylaşmak istiyorum.
Biz kimiz, nereden geldik? sorusuna en iyi şekilde cevap olur diye düşünüyorum..
Eğer bu güzel vatanın vicdanlı birer evladı isek tabii ki!..
***
Dinleyin..
Kocadere Köyü’nde büyük bir sargı yeri kuruluyor. Kimi Urfalı, kimi Bosnalı, kimi Adıyamanlı, kimi Gürünlü, kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor.
Bunlardan biri Lapseki’nin Beybaş Köyü’ndendir ve yarası oldukça ağırdır.
Zor nefes alıp vermektedir.
Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır.
Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.
"Ölme ihtimalim çok fazla. Ben bir pusula yazdım. Arkadaşıma ulaştırın..."
Tekrar derin nefes alıp defalarca yutkunur:
"Ben... Ben köylüm Lapsekili İbrahim Onbaşı’ndan 1 mecit borç aldıydım. Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin."
"Sen merak etme evladım" der komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar.
Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur.
Son sözü de "Söyleyin hakkını helal etsin" olur.
Aradan fazla zaman geçmez.
Oraya sürekli yaralılar getiriliyor. Bunların çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor.
Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine bir pusula...
Komutan gözyaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır.
Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır.
Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine ne de gözyaşlarına engel olamaz.
Pusuladaki not;
“Ben Beybaş Köyü’nden arkadaşım Halil'e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız. Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim.”
***
Beyler işte biz böylesine nurlu, kalbi ve imanı büyük atalarımızdan bu ülkeyi emanet aldık..
Biraz aynaya bakalım..
Şimdi kendi kendimize soralım:
Peki biz bugün bu olayın neresindeyiz?
HAKİM TEMİNATI!..
Dün Trabzon belediye eski başkanı Orhan Karakullukçu İstanbul'dan aradı.
Babasından hatıra kalan önemli bir anı aklına gelince bugün de aynı sıkıntılarla örtüşünce bizimle paylaşmak istedi.
Yıl;1950.
Demokrat Parti iktidarı zamanı.
DP milletvekili hemşehrimiz merhum Hasan Polat babamın ilkokuldan sınıf arkadaşı.
Trabzon'a seçim çalışmaları için geliyor. Bir akşamüstü babamın bakkalına uğrayarak sohbet ediyor. Babamla sohbet ederken ''Yahu Ziya bugün Vakfıkebir'in bir köyünde vatandaşlarla sohbet ederken ne oldu biliyor musun? Bu millete bu kadar yol yaptık hizmet getirdik. Köyde hal hatır sordum. Bir köylü ayağa kalkarak 'Beyim hakim teminatı ne olacak? Bizi onun cevabını verin' diye sordu. Şaşırdım kaldım”
Karakullukçu babasından kalma anıyı böyle anlatırken anıyı şu sözlerle tamamladı. “Bakın bugün yıl 2014. Yani o anıdan 64 yıl sonrası. Bugün de ne yazık ki aynı şeyler konuşuluyor. 1950 yılında da bugünkü sıkıntının benzerleri yaşanmış.
Bence Türkiye'nin bir numaralı meselesi yargıdır. Yargı teminatıdır.
Hiç bir tedbir onun yerini tutmaz. Ne yapıp yapıp yargı teminatını korumalıyız. Herkes buna özen göstermeli.Yargı teminatı, yargı bağımsızlığı olmayan yerde ne huzur olur, ne başarı ne de ülkenin yarınlara güvenle bakması. O nedenle yargı teminatı olmazsa olmaz bir meseledir.”
Orhan başkan kısaca ve özetle böyle diyor..
Aradan geçen 64 yıl sonra..
Yerimizde saymak düşündürücü değil mi?