ABD uzun zamandır kendi arka bahçesi gördüğü Orta ve Güney Amerika’ya yeniden biçim vermek için el yükselti. Biryandan ortadoğu, öte yandan uzak doğuda kendine yeni hareket ve güç alanları yaratmaya çalışırken dibe vuran ekonomik çıkmazını da Venezüella petrolleri ve yeraltı zenginlikleriyle azaltmaya çalışıyor. Dünya petrol rezervlerinin %20’ si bu ülkede çünkü. Yine yeraltı zenginlikleriyle ve jeopolitik konumuyla önemli bir ülke; çevresiyle birlikte.
Hugo Chavez daha önce yabancı şirketler tarafından çıkarılan ve yönetilen petrol işletmeciliğini millileştirip kamulaştırmıştı. Bu kararlı duruştan sonra ABD’nin ve Batı’nın Venezüella siyaseti değişmişti. Yıllardır başarısız denemelerden sonra şimdi direk saldırı ile sonuç almaya çalışmakta.
ABD’nin bu saldırısını sadece bir başka ülkenin içişlerine, bağımsızlığına müdahale diye değerlendirip, eklenebilecek bir dizi gerekçeyle hafife almak, “bizden uzak bir tehlike”, diye görmek; hele hele “itidal” gibi çağrılarla “günü kurtarmaya çalışmak”, “kör ve sağırları oynamaktır” ya da dolaylı destekten başka bir şey değildir!
Emperyalist canavarın doğasını, kan emici vampir özelliğini, dolayısıyla tanımını/çözümlemesini doğru yapamayan siyasi çevreler ne denli iyi niyetli olsalar da doğru çözüm ve izlence/eylem ortaya koyamazlar, güçlerini de süreç içerisinde “heba” ederler. Halk kitlelerinin, duygu merkezli motive etmenin yanında bilinç ağırlıklı çalışma ve yönlendirmelerle emperyal canavarı ve ona uşaklık eden işbirlikçi çevreyi iyi tanımaları sağlanmalıdır. Hele kimi işbirlikçilerin hamaset yüklü ajitasyon ağırlıklı söylem ve açıklamalarının eylemsel karşılığı anında sorgulanmalı ve bu ikiyüzlü şarlatanlık mahkûm edilmelidir!
Gün, Caracas/Karakas Meydanı’na merhaba demek, dayanışmayı güçlendirmek günüdür. ABD haydutluğunu dile getirmekten uzak duran anlayış “itidal” çağrısıyla ürkek ve korkaklığını göstermekle kalmamış dolaylı desteğini de diplomatik bir dille belirtmiş oluyor. ABD yandaşı ülkelerin Avrupa ülkelerinin çoğunluğuyla birlikte bu utancı yaşıyor olmaları bizim yöneticilerin ve siyasi önderliklerin de söylem ve davranışlarını gözden geçirmelerine yol açmalı. “Bizim dışımızda/uzağımızda bir durum/gelişme” diye değerlendiren kör bakış, yanı başımızda olup-biten/süren İsrail/ABD saldırılarını da bize uzanan olası senaryoyu da görmekten yoksundular.
Haydutluğun siyasi tanımını yapmadan verilecek savaşım yetersiz kalır!
Dün Afganistan, Libya, Irak, Lübnan, Filistin/Gazze, Suriye bize ne denli “yakın” ise bugün Venezüella da bize o denli “yakın”. Yarın İran, göz kestirebilirse/fırsatını bulursa Türkiye hedefte, unutulmasın! Bir kehanetten söz etmiyorum! Türkiye’de tam 28 tane ABD/NATO üssü var! Bu üsler ne için, birer süs mü? Hadi kominizim tehlikesi dediniz Rusya için; o bitti ya! Alın pılınızı-pırtınızı gidin! Yok ben çevre ülkelerin biçimlenişine, yeni sınırlarıyla ülkelerin bölünmesine, kimilerinin yıkılmasına İsrail’i görevlendirdim, ona bugünkü koşullarda bu yönetim anlayışıyla bu üslerden yardım edeceğim diyorsanız bilinsin ki buna Türk ulusu ve bütünüyle halkımız izin vermez/vermeyecektir de! Ayrıca size bir biçimde destek veren, yaptıklarınıza göz yuman yöneticiler de yakında sizinle aynı sonu paylaşacaklardır!
Bu arada çarpıcı bir aymazlığı ve “güce tapan” sünepeliği de bu son saldırıda ülkemizde/ekranlarda gördük! Liberal ve işbirlikçi çevrelere pek yakışır bu yalakalık ve güce tapınıp biat etme davranış ve kültürü de kendilerini “solcu”, “molcu” ve hükümet karşıtı sayan ve mangalda kül bırakmayan medya severler, anlı-şanlı yorumcular ve “her b.ku biliciler” ABD’nin CIA’sını, Delta Gücünü övmekten neredeyse zil takıp oynayacaklar! Şaşırmamak gerekir ya; kendi ülkelerinin “muktedirlerine” kulluk eden şarlatanlar elbette daha “güçlü” ve daha “muktedir” olan emperyal ağababalarına da iyi kulluk edecek, övgü yağdıracaklardır! Bir pervasızlık/utanmazlık içinde Venezüella Devlet Başkanı Maduro ve eşinin dakikalar içinde kaçırılıp ülkeden çıkarılmasını neredeyse alkışlayacaklar.
Ülkenin devlet başkanını kaçırmak ne?
Venezüella’yı ben yöneteceğim ne demek?
ABD devlet terörü uyguluyor! Dünyanın değişik coğrafyalarında çeyrek yüzyıldır biten gücünü/ekonomisini son hamlelerle toparlamaya çalışan, giderek daha da azgınlaşan bir çırpınış; aslında batmamak için son hamleler…
Bu cesareti, bu küstahlığı/gücü nereden alıyor? Elbette yanıt açık: ABD ve Emperyalizm karşıtı güçlerin -ulusların/halkların/devletlerin- dünya sathında dağınık oluşu ve bir araya gelemeyişi birinci neden. Kınamalarla geçiştirmek/yetinmek yerine birleşik bir ekonomik ve siyasi/askeri gücün henüz tam oluşturulamaması bir başka neden. Değişik ülkelerde oluşturduğu işbirlikçi yönetimler… Bu yönetimlerle çıkar ilişkileri içinde olan yasadışı örgütlenmeler… Mafyatik yapılanmaların CIA-MOSAD gibi değişik ülkelerin gizli örgütleriyle kol kola “iş yürütmesi” … BM’nin ABD’nin yörüngesine girmesi, “uluslararası hukuk” un ve “camia” nın sözde kalması, azgınlığın durdurulmasının önündeki engellerden bazıları.
İnsanlık adına bir utanç fotoğrafını -gözleri bağlı, elleri kelepçeli Maduro- da kendi suçunu kabul edercesine tüm dünyaya servis etti. Daha önce aynı insanlık suçunu Kaddafi’ye ve Saddam’a da uygulayarak işlemişti ABD canavarı!
Venezüella’nın Ankara büyükelçisinin “Devrim süreci kişilere değil, devrim içindeki bir halka dayanmaktadır” sözü bizim ülkemiz için de geçerli bir diyalektiği bize anımsatmakta. Yine büyükelçi Gutierrez’in “Türkiye’den ciddi bir kınama ve Venezüella halkıyla dayanışma açıklaması bekliyoruz” sözü de utanmayı bilenler için çok öğretici sayılmalı. Sayın büyükelçi Atatürk’ün Türkiye’sinden beklediğini açık açık vurgulamış, yöneticiler duyar/anlar mı bilmem?
-Yarınlar Güzel Olacak-