DOĞRU SATIŞ YANLIŞ TRANSFER
PLAN YOKSA PANİK VARDIR
Uğurcan Çakır’ın anormal denebilecek bir bedelle satılmasının ardından en temel gereklilik şuydu: Kaleyi boş bırakmamak. Ne yazık ki yıllardır satışı gündemde olan Uğurcan’ın transferi gerçekleştiğinde, yönetimin kaleci konusunda net ve sağlıklı bir planının olmadığı da ortaya çıktı.
O dönem spor kamuoyunu sakinleştirecek, “dünya piyasasından” bir isim alınması gerektiği düşüncesi hâkimdi. Yetenekli, becerikli, kaleciliğine kimsenin söz söyleyemeyeceği bir transfer… İşte tam da bu noktada yapılan tercih, baştan hatalıydı. O günlerde açıkça söylemiştim: Uğurcan’ın transferi ne kadar doğruysa, Onana’nın transferi de o kadar yanlıştı.
Yanlışlığın iki temel nedeni vardı. Birincisi ekonomik boyut. Sadece bir yıllık bir futbolcuya ödenen bedel, Trabzonspor’un gerçekleriyle örtüşmeyecek kadar yüksekti. İkincisi ise futbolcunun profiliydi. Uzun süredir istikrarsız, sorumluluk almaktan uzak ve zaman zaman sorun yaratan bir oyuncu tipinden söz ediyoruz.
Sahadaki tablo da bu eleştirileri fazlasıyla doğruladı. Son 7 maçta kalede 17 gol gören bir Trabzonspor var. Son oynanan Galatasaray maçında ise Onana’nın takıma en küçük bir katkı sağlayamadığı açıkça ortadaydı. Bu noktadan sonra “ısrar” etmek, yalnızca hatada ısrar olur.
Artık yapılması gereken net: Yönetim ve teknik heyet cesur bir karar almalı. Onana kulübeye çekilmeli ve Onuralp ile yola devam edilmelidir. Zaten gelecek sezon Onana yok. Eldeki tek gerçek alternatif Onur.
Unutmayalım, dün Uğurcan da yokluktan doğmuştu. Kimsenin aklında “birinci kaleci” olarak yokken, güvenildi ve Trabzonspor’un sembol isimlerinden biri hâline geldi. Aynı yol bugün Onur için de geçerli olabilir.
Yeter ki korkmayalım. Yeter ki “iş kurşunu” olmaktan çekinmeyelim. Yeter ki hocaya, gence ve bu karara inanalım. Trabzonspor’un tarihi, cesur kararların ve doğru zamanda verilen güvenin hikâyeleriyle dolu.
Başka bir şeye gerek yok.
İnanalım, güvenelim, destek verelim. Hepsi bu.
Hani Bize Her Yer Trabzon’du?
Ben çok sevmesem de, “Bize her yer Trabzon” sloganı, duygusal bir tribün cümlesi değil; yıllar boyunca sahada karşılığı olan, rakibi baskı altına alan somut bir güçtü. Trabzonspor, deplasmanlarda tribün desteğiyle oyun üstünlüğü kurabilen nadir takımlardan biriydi. Bu bir algı meselesi değil, sayısız maçta kanıtlanmış bir gerçekti. Rakip takımın oyunu daralır, hakem kararları baskı altına girer, Trabzonsporlu futbolcu kendini evinde hissederdi.
Gaziantep’te Galatasaray karşısında yaşananlar, bu gerçeğin artık işlemediğini net biçimde gösterdi.
Ortada tek bir sorun yoktu; zincirleme bir çöküş vardı. Yönetimin uzun süredir sürdürülebilir bir kadro planlaması yapamaması, dar rotasyonla girilen sezon, öngörülebilir sakatlık risklerinin hesaba katılmaması ve alternatif üretilememesi… Bunların tamamı sahaya yansıdı. Ozan’dan sol bek yaratılmaya çalışılması bir tercih değil, mecburiyetti. Ve bu mecburiyet, kulübün sportif aklının ne kadar daraldığını açıkça ortaya koydu.
Bu tabloyu gören taraftar maça gitmedi. Burada asıl sorun “gitmemek” değil; gitmemenin gerekçesidir. Taraftar, artık oyuna etki edemeyeceğini, tribünün fark yaratmayacağını düşündü. Bu çok kritik bir kırılmadır. Çünkü bir kulübün en büyük gücü olan taraftar, kendi varlığını anlamsız görmeye başladığında mesele skorun çok ötesine geçer.
“İyi günde kötü günde” söylemi, romantik bir bağlılık çağrısı değildir; kulüp ile taraftar arasında yapılmış sessiz bir sözleşmedir. Bugün o sözleşme tek taraflı askıya alındı. Takım sahada eksik, yorgun ve kırılganken tribünlerin susması, Trabzonspor’un yıllardır övündüğü "Bize her yer Trabzon" kimliğinin aşınmaya başladığını gösteriyor.
Fatih Tekke’nin maçın son bölümünde, skor çoktan kopmuşken yaptığı üç oyuncu değişikliği teknik bir hamle değil, yapısal bir itirazdı. Bu değişiklikler “oyunu çevirmek” için değil, “bu kadroyla daha fazlası mümkün değil” demek içindi. Bu da saha içinden yönetime gönderilen en net mesajlardan biriydi.
Sonuç olarak mesele bir mağlubiyet, bir deplasman ya da bir maç değil. Mesele; kadro mühendisliğinden tribün psikolojisine kadar uzanan çok katmanlı bir erozyondur. Eğer Trabzonspor, taraftarına artık “ben buradayım” duygusunu veremiyorsa, sloganlar da anlamını yitirir.
Ve bu noktada sorulması gereken soru nettir:
Eğer tribün inanmıyorsa, takım yalnızsa, plan yoksa…
Hani bize her yer Trabzon’du?