Cumhuriyet Yıkıcılığının Farklı Sanılan Ortakları
Cumhuriyetin 103. Yıldönümü yoğun polemiklerin karalamaların ve saldırıların altında yine de coşkuyla kutlandı. Bir dizi ayrıntılı tanımın yanında bu tanımların özünü oluşturan kamu yönetimi, kamu çıkarı anlamlarına gelen Cumhuriyetin, koruyucusu, geliştiricisi ve yücelticisi kuşkusuz yine kamu/halk/ulus olacaktır. Bu direnç ve bilinç esas olarak vardır, korunmaktadır, bütün olumsuzluklara karşın.
Genel anlamda Cumhuriyet düşüncesi her tür feodal yapılanmaların tasviye edilip tarihin çöp sepetine gönderilmesi hareketi değil mi? Bunun içerisinde dinci/cemaatçi yapıların yanı sıra, tebaa-ümmet kavramlarıyla oluşan toplumsal kesitlerin ve etnik yapıların yok edilmesi de temel amaçlardandır. Keza uygar yurttaş/birey kavramı cumhuriyetle birlikte oluşmuş ya da hedeflenmiştir. Bunların adım adım gerçekleşmesi bir dizi arasız devrimleri de gerektiriyordu. İşte bu aşamada çıkar çatışması somutlaşmakta, çelişkiler yoğunlaşmakta. Bugün genel adlarıyla “Yeni Osmanlıcılar” ve başka Şeriatçı örgütlenmeler ile etnik temelli üniter yapı düşmanı çevreler açık ya da gizli ajandalarıyla iki ayrı koldan Cumhuriyete ve Devrimlere saldırarak yıkma/yok etme savaşımı vermekteler.
Böyle bakılması gerekirken kimi siyasilerin ve “malum çevrelerin” Cumhuriyet karşıtlığı, korkunç bir kara propaganda ile yol almakta. Öte yandan kendini “sol” ya da “sosyalist” diye gören/tanımlayan bir odak Kemalizm düşmanlığını bir adım daha yükseltmeye çalışmakta! Ayrıca “sol” ile hiçbir ideolojik bağı kalmayan/olmayan etnik ve bölücü bir yapılanmanın değişik adlarla örgütlenmiş yapısı, Cumhuriyeti kemirmekten öteye geçerek “Yeni Anayasa” yapma yetkisine ortaklık istemesi cumhuriyet yıkıcılığının bir başka ve en tehlikeli boyutunu göstermekte! Özellikle 1924 Anayasası ve devrimleri hedef alan her tür Cumhuriyet karşıtları bir noktada buluşmakta ne hikmetse!
“Büyük solculuk” adına Cumhuriyeti ve Devrimleri küçümseyip göz ardı eden bir anlayış, bir kolaycılık yaygınlaştı. Kendini “eski tüfek” nitelemesiyle öne çıkarmak derdinde olanların yanı sıra kimi liberal çevrelerin de aynı şarkıyı birlikte söylemeleri hiç de rastlantı olmasa gerek.
Özellikle abartılı “sol” ve “sosyalizm” söylemini ağzından düşürmeyen bir azınlık anlayış, toplumsal atılımların ve devrimlerin genel seyrinden ve tarihinden habersiz olduklarını gizleyemiyorlar ya da toplumlar tarihini bilerek göz ardı ediyorlar. Bugün Latin Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Kıta Avrupa’sına uzanan değişik atılımların/devrimlerin sosyolojik çözümlemesini doğru yapamamakta bu sığ anlayış. Sloganlardan öteye geçemeyen “sol” jargonu yoğun kullanarak siyasi savaşım verdiklerini sananlar, kendi ütopyaları sosyalist toplum olsa da buna uygun bir strateji uygulamaktan çok uzak kalmaktalar.
Ulusal kıpırdanış ve devrimleri önemsiz kılmak söylemi ve duruşu bağışlanamaz bir “sol” hastalık olarak karşımızda hala. Sosyalist düşüncenin ortaya çıkmasından önceki tarihsel devrimleri bir yana koyarak söyleyebiliriz ki Güney Amerika, Uzak Asya ve Afrika’nın Emperyalizme ciddi kafa tutuşları, bağımsızlık elde edişleri, ulusal bilinçle birlikte bütünlüklerini sağlayan demokratik devrimleri çoğu zaman sosyalizm öncelikli ya da amaçlı olmamıştır. Bu bağlamda bizim Cumhuriyet Devrimi’ne, Kemalist anlayışa bakmamız zorunludur.
İlk on beş yirmi yılı ölçü olarak Kemalizm’i ve uygulamalarını değerlendirmek yerinde olur. İniş-çıkışlarla, darbelerle ve son yıllarda özellikle geri dönüş manevralarını yaşadığımız süreç Cumhuriyet Devrimi/Kemalizm eleştirilerine malzeme edilmemeli.
Seksen yılı bulan zikzaklı karşıtlık elbette günümüzde zirve yapmıştır. Bunu bir ölçüt olarak görmek ve Cumhuriyete bağlamak bir önyargı değilse bilinçli bir devrim düşmanlığıdır. Bu düşmanlığın bir merkezi NATOCU anlayış ve işbirlikçileri diğer merkez ise toplumsal yapıyı ve öncelikler sorununu doğru göremeyen hayali sosyalizm düşkünleridir. Bu ikinci kesim de son çözümlemede Batıcı/NATOCU kesimin ekmeğine yağ sürmekte, bilerek ya da bilmeyerek.
Aslında yeni olmayan bir tartışmanın bir anlamda kaosun içine çekilmek isteniyor Cumhuriyetçiler. Hani özellikle 60’lı yılların sonlarında zirve yapıp bölünmelere yol açan şu tartışma var ya; “Önümüzde bir ‘Sosyalist Devrim’ mi var yoksa ‘Milli Demokratik Devrim’ mi?” Bu iki farklı saptama bugün değişik versiyonuyla/görünümüyle karşımıza çıkmakta/çıkarılmakta, tekrar canlandırılmak istenerek yurtsever güçlerin önü kesilmek istenmekte. Çünkü bu iki ayrı saptama 1923’ü, 1924 Anayasasını ve Kemalist yaklaşık 20 yılı, farklı değerlendiriyordu.
Ancak yine yaklaşık yetmiş yılı aşan bu ayrışma, birileri hala itiraz ediyor olsa da Türkiye’nin bir Milli Demokratik Devrim Süreci yaşadığı gerçekliğini örtemiyor. Çelişkilerin türü ve niteliği aslında bunu gösterip kanıtlıyor. Bugün sorun olan ise bunun kabul edilip edilmemesi sorunudur!
O nedenle her tür NATOCU/Batıcı formüller ve Avrupa tarzı “sol”, “sosyalist” ve “komünist” sahtecilikle birlikte Liberal anlayışlar bolca servis edilmekte. Türk aydınının, entelektüelinin, yurtsever siyasi merkezlerin önü kesilmek istenmekte ve Kemalist-Sosyalist bir aradalığı nifak tohumlarıyla sürekli engellenmekte! Bu engel kaldırılamadığı sürece Türkiye’nin sağlıklı bir çıkış yolu bulması zor olacaktır!
3Kasım 2026
Trabzon
-Yarınlar Güzel Olacak-