İYİ Parti, Türk siyasetinin merkez sağ boşluğunu doldurmak ve milliyetçi-demokrat bir soluk getirmek amacıyla yola çıkan, kadrolarıyla rüştünü ispat etmiş bir siyasi organizasyondur.
Bugün gelinen noktada; Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu’nun hitabet gücü, Dr. Turhan Çömez’in saha hakimiyeti, Erhan Usta’nın teknik ekonomi bilgisi ve Cenk Özatıcı’nın dış politikadaki mükemmel tespitleri gibi çok güçlü "enstrümanlara" sahip olan bu orkestra, neden hala beklenen o büyük toplumsal çıkışı icra edemiyor diye özellikle aydın kesim büyük bir merak içinde!
Analitik bir perspektifle bakıldığında, İYİ Parti’nin önündeki engellerin sadece yapısal değil; aynı zamanda meydanlardaki görünürlük, teşkilat dinamizmi ve ideolojik netlik hatasından kaynaklandığı görülmektedir.
Meral Akşener figürü partinin hem kurucu anası hem de şu anki en büyük "sessiz bagajı" konumundadır. Siyasette halef-selef ilişkisi net bir kopuşla taçlanmadığı sürece, seçmen zihninde bir "Gölge Genel Başkan" algısı oluşur. Teşkilatların bir kısmının eski yönetime vefa, bir kısmının yeni yönetime tam biat arasında kalması, partinin kurumsal kimliğinde bir çatallanma yaratmakta ve enerjiyi içe doğru tüketmektedir.
Siyasetin doğası boşluk kabul etmez. CHP, 87. mitingine ulaşan yoğun bir saha performansı sergileyerek toplumsal muhalefetin enerjisini kendi potasında eritirken, İYİ Parti’nin meydanlarda yeterince varlık göstermemesi stratejik bir "görünmezlik" yaratıyor.
Meydanlarda bayrak dalgalandırmayan bir parti, seçmen nezdinde "iktidar adayı" değil, zamanı gelince en güçlüye destek verecek bir "yardımcı oyuncu" imajına bürünür. Bu durum, partiyi bir çekim merkezi olmaktan çıkarıp, büyük aktörlerin hamlelerini bekleyen ve “durumdan vazife çıkaran” pasif bir konuma itmektedir.
İYİ Parti’nin katı bir ideolojik bagajının olmaması "merkez parti" olma yolunda bir esneklik sağlasa da, bu durum aynı zamanda derinlikli bir fikirsel hazırlığın eksikliğine yol açmaktadır. Bu entelektüel boşluk; partiyi cemaatler, tarikatlar ve siyasal İslamcı akımlar karşısında argümantasyon açısından güçsüz bırakmaktadır. Daha da önemlisi; bu yapıların pençesindeki gençliği, kendisini başarıya taşıyacak bir dinamizmle devşirememektedir. Atatürkçü ve milli söylemlerin toplumsal bir baraja dönüşmesi için bu “sosyal setlerin ” tahkim edilmesi şarttır.
Bir siyasi hareketi diri tutan damarlar kadın ve gençlik kollarıdır. İYİ Parti’de bu birimlerin zayıf kalması, partinin toplumsal kılcal damarlara sızmasını engellemektedir. Cenk Özatıcı, Turhan Çömez, Erhan Usta ve babasını aratmayan cesaretli çıkışların sembolü Seval Türkeş gibi isimlerin elit kadro performansı, miting meydanlarındaki coşkuyla birleşmedikçe sadece "ekran başarısı" olarak kalmaya mahkumdur. Siyaset salonlarda tasarlanır ama sokaklarda, gençlerin heyecanı ve kadınların emeğiyle kazanılır.
Siyaset bir dayanıklılık ve hız yarışıdır. Koşan iki atletten, hızlı koşanın ardından yavaşlayarak giden bir atletin; "O nasıl olsa yorulacak, o zaman ben onu geçeceğim" anlayışı, hiçbir siyasi partiyi iktidar hedefine ulaştıramaz.
Beklemek bir strateji değil, bir atalettir. İYİ Parti, hızlı bir şekilde kendi konfor alanı olan parti binalarından çıkıp, önce salonlara, sonra da meydanlara taşmalıdır.
İmralı tartışmaları ve milli konulardaki dik duruş, İYİ Parti’nin en büyük sermayesidir. Ancak bu sermaye miting meydanlarını dolduramadığı sürece sadece "haklı bir serzeniş" olarak kalacaktır. Eski yönetimin tartışmalı gölgesini silecek olan şey sadece güzel konuşmalar değil, somut saha iradesidir.
Toplumun İYİ Parti’nin başarılı olmasına ihtiyacı vardır; bu artık bir siyasi tercih değil, toplumsal bir beklentidir. Bu gerçek behemehal kabul edilmeli ve gereği yapılmalıdır. İtirazı olanlar için; bekleyip göreceğiz.
Dost acı söyler; meydanlarda olmayanlar, sandıkta istenilen başarıyı elde edemezler. Türk siyasi tarihi bunun örnekleriyle doludur..
Beklenilen gelişmeler için bekleyenlerin sabırsızlığı haklarıdır.