“Gidenin ve ölünün arkasından konuşmak pek adetten değildir” derler. Doğrudur.
Lakin geleni bilgilendirmek de bir o kadar kıymetlidir.
Daha önce birkaç kez de yazmıştım. Vakfıkebir’in eski kaymakamı Hacı Arslan Uzan’ın yaptığı uygulamalar ve tasarruflarla ilgili kaleme aldığım yazılardan sonra, deyim yerindeyse “bir dokun bin ah işit” misali; telefonla, mesajla çok sayıda geri dönüş aldım. Bu eleştirilerden bazılarını kamuoyuyla paylaşmak istiyorum.
En büyük eleştirilerin başında, tamamen siyasetin yörüngesine girilmiş olması geliyor. İddialara göre, kararlar siyasetçilerin istediği doğrultuda alınıyor; hangi dairede siyasete yakın bir memur, amir ya da idareci varsa, atamalar da o referanslarla gerçekleşiyordu.
Personelin mevcut pozisyonu yeterli olmadığında ise çözüm basitti: Vekâleten atama.
Süreç içinde sınavlar, prosedürler, detaylar oluşturuluyor; sonuçta asıl atama yapılıyordu.
Liyakat, hakkaniyet, usul, hak… Bunların hiçbirinin önemli olmadığı; önemli olanın sadece siyasetin talebi olduğu yönünde ciddi bir kanaat oluşmuş durumda. Kaymakam Bey de koltuğunu sağlama alarak görevine devam ediyordu.
Siyasete verilen destek, haliyle kendisine geniş bir insiyatif alanı da açmıştı. Bu da zaman zaman keyfi tutumların rahatlıkla sergilenmesine yol açıyordu.
Bunun en somut örneklerinden biri pandemi döneminde yaşandı. Bahadırlı Mahallesi’nin imamı geçici olarak görevlendirilerek özel kaleme alındı. O günden bugüne ne geçici ne de kalıcı bir imam ataması yapılabildi. Bahadırlı Mahallesi uzun süredir imamsız bırakıldı ve bu durum hâlâ devam ediyor.
Diyanet’in bu duruma göz yumması da ayrı bir tartışma konusu. Birçok camide birden fazla din görevlisi varken, bir mahallenin imamsız bırakılması kabul edilebilir mi? Üstelik bu ülkede en kolay yapılan atamalardan biri imam atamasıdır. Ama ne hikmetse Bahadırlı’ya bir türlü nasip olmadı.
Diğer taraftan Kaymakam Bey’in, cümbür cemaat hac vazifesini yerine getirmek için kutsal topraklara gitme konusunda hiçbir eksiklik göstermediğini de görüyoruz.
Demek ki kendine Müslüman olmakta bir sorun yok.
Ancak Bahadırlı Mahallesi sakinleri, yeni kaymakamdan en kısa sürede imam ataması bekliyor.
Bir başka sitem ise yaklaşık beş yıl gibi uzun bir süre görev yapılan ilçede, tarihî, ekonomik ve sosyal geçmişi bu kadar güçlü bir yer için tek bir somut projeye dahi imza atılmamış olması. İlçeyi ileri taşıyacak, hatırlanacak, anlatılacak hiçbir çalışmanın olmaması son derece üzücü ve talihsiz bir durum olarak değerlendiriliyor.
Oysa bu ilçede çok güzel, çok güçlü projeler hayata geçirilebilirdi. Ama ne yazık ki, Kaymakam Bey’i yad ettirecek tek bir hoş anı bile geride kalmadı.
Son dönemlerin en büyük sorunlarından biri de liyakatin tamamen geri plana itilmesi oldu. Eskiden kaymakamların büyük çoğunluğu Siyasal Bilgiler, Kamu Yönetimi gibi alanlardan gelirdi. Bugün ise dört yıllık ekonomi ya da işletme mezunları da kaymakam olabiliyor.
Hacı Kaymakam Bey de Çukurova Üniversitesi İşletme mezunu.
“Doktorası var” denildi.
Vatandaş itiraz etti.
Peki neyin doktoru?
Adaletsizliğin mi?
Hakkaniyetsizliğin mi?
Siyasete yakınlığın mı?
Siyasete yakın olanları kollamanın mı?
Beş yıl bir ilçede kalıp en küçük katkı sunamamanın mı?
Proje üretememenin mi?
Güçlüyü koruyup zayıfı ötekileştirmenin mi?
Doktorluğunu saysak bitmez…
Oysa hakkaniyetli, adaletli, liyakata uygun bir devlet adamlığı sergilenseydi; tavrıyla, üslubuyla, duruşuyla gönüllerde hoş bir seda bırakabilseydi; ilçedeki görevini saygın bir şekilde tamamlamış olacaktı. Ama olmadı.
Temennimiz odur ki, bundan sonraki görevlerinde daha dikkatli, daha duyarlı ve daha adil bir anlayışla hareket eder.
Çünkü günün sonunda insanın elinde kalan tek şey, ne yaptığıdır.