Köyde iki komşu, arazi sınırları yüzünden kavga etse; okumuş yazmış insanlar gelir ve şöyle derler:
“Ayıptır ya, medeni insan kavga eder mi? Şurada yargı var, kanun var. Alırsın metreyi, ölçersin; iş biter.”

Ama iş, devletleri yönetenlere gelince, sanki o medeniyet de yoktur, o yasalar da… Eğitimin zirvesine çıkmış, toplumun önünde; yakasında kravat, boynunda metrelerce kumaş… Ama o kravatın ucu maalesef bir yere bağlı değildir! Ne vicdana, ne ahlaka, ne yasalara ne de bir inanca bağlıdır…

Neyin kavgası bu, neyin savaşı bu? Bunca okumuşluk ne işe yaradı?!

Dağda, hiç diploması olmayan, hatta okur-yazar bile olmayan insanlar, komşularıyla uyum içinde yaşayabiliyor. Hak biliyorlar, hukuk biliyorlar; “insan” olmayı biliyorlar… Peki, bu devletleri yönetenlere ne oluyor!? Sınırlar belli, anlaşmalar yapılmış… Eee, derdiniz ne?

Yer altı zenginliği olan, o kaynağından versin; teknolojisi olan, teknolojisiyle takas etsin; tarımı olan tarımını, suyu olan suyunu versin ve bu dünya “medeni” bir şekilde yaşansın.

Şu yeryüzünde kimse baki değil. Herkes geldiği dönemini huzurla yaşasın ve çekip gitsin. Huzur yerine bu mutsuzluk niye? Sevgi yerine bu kin, bu kavga niye?

İnsanlara sorsanız, teknoloji geliştikçe daha çağdaş, daha medeni olduğumuzu söylerler… Hayır! Daha da vahşileşiyoruz…

Bir hırs uğruna, kavga için onca silahlanma… Sanırım yeryüzünde en büyük yatırım ve harcama kavgaya yapılıyor… Peki, medeniyet bunun neresinde? İnsan olmak neresinde?

Ben eminim ki; kavgaya yapılan harcama “insana” yapılsaydı, bugün teknoloji fersah fersah ileride olur, sağlıkta ölüme bile çare bulunmuş olurdu…

Sorun nerede? Sorun açgözlülükte.

Karnı ac olandan korkma; karnını doyurunca sorun kalmaz. Haklıdır da…
Ama gözü ac olandan kork! Onun karnı ne kadar tok olursa olsun, gözü ac olduğu sürece asla doymaz ve kavgayı da bitirmez. Çünkü göz doymaz… Nefis doymaz…

Keşke şu insanlık, hayvan kalsaydı… Hayvanın karnı doyunca, vahşi doğada bile olsa, avladığı hayvanın yavrusuna dokunmaz; hatta o yavru mağdursa, onu kendi yavrusu gibi korur.

Bu yüzden diyoruz ki:
“Karnı ac olandan korkma; yedirir, içirirsin, sorun kalmaz. Ama gözü ac olandan kork; o asla doymaz.”