YENİ Parti Trabzon’da 18 Ekim Pazar günü yapılacak il başkanlığı seçimine giderken, eski CHP Trabzon İl Başkanı Güzide Önsel Uzun’un birdenbire aday olarak ortaya çıkması siyasetin gündeminde yeni bir tartışma başlattı. Mevcut İl Başkanı Mustafa Bak’ın karşısına çıkan Uzun’un adaylığı elbette demokratik bir yarışın parçasıdır. İkinci bir adayın çıkması tek başına sorun değildir. Hatta siyasetin olduğu yerde yarış vardır. Ancak burada asıl tartışılması gereken adaylığın kendisinden çok, bu adaylığın hangi siyasi zeminde ortaya çıktığı, kimlerin hangi gerekçeyle hangi safta yer aldığıdır.
Tam da burada Ahmet Kaya’nın siyasi hayatındaki yön değişikliklerine bakmak gerekiyor. Siyasete başladığı günden bugüne farklı dönemlerde Kemal Kılıçdaroğlu, Muharrem İnce ve sonrasında Ekrem İmamoğlu etrafında şekillenen siyasi pozisyonları bugün yaşananlarla birlikte yeniden değerlendirilmelidir. Siyasi rüzgârın, gücün ve kazanma ihtimalinin yüksek olduğu yere doğru yönelen bir görüntü oluştuğunda seçmenin zihninde doğal olarak şu soru belirir: Buradaki pusula ilke midir, yoksa siyasi konjonktür müdür?
Üstelik çok değil, birkaç hafta önce Ortahisar’daki parti içi yarışta bambaşka bir tablo vardı. Ahmet Kaya, Haluk Batmaz’ın yanında durmuş, karşısına çıkan adayın parti bütünlüğünü zedelediğini düşündüren bir siyasi tutum ortaya koymuştu. O gün ayrı bir aday çıkmasının teşkilatı yıpratacağı, birlik ve beraberliğe zarar vereceği düşünülüyorsa bugün ne değişti? Birkaç haftada hangi siyasi şartlar değişti de dün yanlış bulunan yöntem bugün sahiplenilir hale geldi?
Mesele yalnızca bir aday tercihi değildir. Mesele siyasi tutarlılıktır.
Dün bir davranışı ayrıştırıcı bulup bugün aynı davranışın içinde yer almak, sıradan bir tercih değişikliği değildir. Bu durum siyasi ölçünün kendisini tartışmalı hale getirir. Bir belediye başkanı olarak bugün parti içindeki yarışta açık şekilde bir safta durduğunuzda, yarın karşısında bulunduğunuz isim seçimi kazanırsa aynı teşkilatın bütünlüğünü hangi zeminde yeniden kuracaksınız? Bugün açılan mesafeyi yarın hangi cümleyle kapatacaksınız?
Mustafa Bak meselesi de burada ayrıca önem taşıyor. Bak’ın siyasi kararları elbette eleştirilebilir. Doğruları da yanlışları da tartışılabilir. Ancak YENİ Parti’nin en zor zamanlarında gövdesini ortaya koyduğu, geri çekilmeden durduğu ve ilçe teşkilatlarıyla birlikte aynı mücadeleyi sürdürdüğü de ortadadır. Böyle bir süreçte partinin bütünlüğünü güçlendirmek yerine yeni cepheler açmak kime, ne kazandıracaktır?
Bir başka soru da Ekrem İmamoğlu üzerinden ortaya çıkıyor. Ahmet Kaya’nın İmamoğlu’na verdiği güçlü siyasi destek biliniyor. Mustafa Bak ile Ekrem İmamoğlu’nun aynı bölgenin insanları olması, Bak’ın bazı çevrelerde İmamoğlu’nun siyasi hattına yakın bir isim olarak görülmesi de bu tartışmayı ister istemez büyütüyor. O halde bugün Mustafa Bak’a karşı oluşan bu saflaşma yalnızca Trabzon’daki bir il başkanlığı yarışı olarak mı okunmalıdır? Yoksa dolaylı biçimde Ekrem İmamoğlu’nun temsil ettiği siyasi çizgiye karşı da bir mesaj niteliği taşıyor olabilir mi?
Bunu kesin bir hüküm olarak söylemek elbette doğru olmaz. Ancak siyasette bazen sorunun kendisi bile cevabından daha önemlidir.
Güzide Önsel Uzun’a gelince… Tecrübeli, siyasetin farklı kademelerinde bulunmuş, kendi kararını verebilecek bir siyasi birikime sahip olduğu tartışmasızdır. Aday olup olmamak elbette kendi tasarrufudur. Ancak tam da bu noktada başka bir soru ortaya çıkıyor: Bu adaylık bütünüyle kendi siyasi iradesinin sonucu mudur, yoksa parti içindeki başka hesapların, beklentilerin ve rüzgârların da etkisi olmuş mudur?
Dün birbirlerinin arkasından ağır eleştiriler yapan, birbirleriyle siyasi mücadeleye giren insanların bugün aynı safta buluşması da bu soruyu daha anlamlı hale getiriyor. Bugün çıkarların kesiştiği yerde oluşan birliktelik yarın çıkarların ayrıldığı noktada ne hale gelecektir? İlkeye dayanan birliktelik kalıcıdır. Menfaate dayanan birliktelik ise ilk siyasi virajda dağılır.
Ve belki de sorulması gereken daha açık bir soru vardır:
Bu adaylık gerçekten parti içi demokratik bir rekabet midir, yoksa başka siyasi hesaplara göz kırpmanın, hatta yarın başka partilere ve siyasi çevrelere daha “şirin” görünmenin bir aracı mıdır? Kendi partisinin iç bütünlüğünü riske atarak dışarıya siyasi mesaj verme çabası varsa, bunun YENİ Parti’ye ne kazandıracağı da ayrıca sorgulanmalıdır.
Çünkü YENİ Parti zaten dışarıdan gelen siyasi baskılarla, örgütlenme sorunlarıyla ve kendisini seçmene anlatma mücadelesiyle uğraşırken bir de kendi içerisinde yeni fay hatları üretirse bundan güçlenerek mı çıkar, yoksa biraz daha küçülerek mi?
Bu bir büyüme hamlesi midir?
Yoksa “küçük olsun ama benim olsun” anlayışının yeni bir tezahürü müdür?
Birilerine siyasi mesaj mı veriliyor, başka siyasi çevrelere kapı mı aralanıyor, yoksa gelecekte kurulabilecek yeni ilişkiler için bugünden zemin mi hazırlanıyor?
Bunların cevabını zaman gösterecek.
Ancak siyaset yalnızca bugünün hesabıyla yapılmaz. Siyasetin bir hafızası vardır. Seçmenin de hafızası vardır. Dün söylediğiniz söz bugün yaptığınız işle çelişiyorsa yarın söylediğiniz sözün değeri azalır.
Yarın Büyükşehir Belediye Başkanlığı ya da başka önemli bir adaylık gündeme geldiğinde insanlar hangi Ahmet Kaya’ya inanacaktır?
Dün söylediğine mi?
Bugün yaptığına mı?
Çünkü siyasetin en büyük sermayesi makam değildir. Unvan değildir. Seçim kazanmak da değildir.
Siyasetin en büyük sermayesi güvendir.
Koltuk yeniden kazanılır. Seçim yeniden yapılır. İttifaklar yeniden kurulur. Kaybedilen makamların bile telafisi vardır.
Ama güvenin telafisi yoktur.
Güven can gibidir, gitti mi gider.