Yeni Şafak bir anda Trabzon’un derdiyle dertlenmeye başladı.
Hem de tam kömür tartışması başlayınca.
Trabzon Limanı’ndaki kömür faaliyetleri gündeme gelir gelmez işsizlik, şehir ekonomisi ve Trabzon’un geleceği manşetlere taşındı. Tartışmanın merkezine de Adil Karaismailoğlu yerleştirildi.
İnsan ister istemez 'Trabzon’un hangi derdi bugüne kadar aynı hassasiyetle savunuldu' diye, soruyor.
Bu şehir yıllardır gençlerini kaybediyor.
Gençler burada gelecek göremediği için gidiyor.
İşsizlik büyüyor.
Esnaf daralıyor.
Şehrin ekonomik imkânları giderek küçülüyor.
Ulaşım yıllardır çözüm bekliyor.
Trafik sorunu ise kronikleşmiş durumda.
Raylı sistem konuşuluyor.
Demiryolu her seçim döneminde yeniden hatırlanıyor.
Fındık üreticisi maliyetlerin altında eziliyor.
Gübre, işçilik, bakım ve hasat giderleri artıyor.
Üretici emeğinin karşılığını alamıyor.
Peki bütün bunlar olurken bu büyük Trabzon hassasiyeti neredeydi?
Gençler göç ederken kaç manşet atıldı?
Üretici perişan olurken kaç kez aynı öfke gösterildi?
Esnaf zorlanırken kaç kez Trabzon’un geleceği böylesine yüksek sesle savunuldu?
Sonra mesele ne hikmetse kömüre geldi.
Birden Trabzon kıymetli oldu.
İşsizlik hatırlandı.
Ekonomi hatırlandı.
Şehrin geleceği hatırlandı.
Tam da bu yüzden mesele yalnızca kömür değildir.
Mesele, bu hassasiyetin neden şimdi ortaya çıktığıdır.
Gerçekten Trabzon mu savunuluyor?
Yoksa ticari bir menfaatin zarar görme ihtimali mi şehir meselesi gibi sunuluyor?
Çünkü kamu yararı yalnızca şirket hesabı değildir.
Kamu yararı, orada yaşayan insanın da yararıdır.
Kömür tozu altında kalan evlerdir.
Penceresini açamayan vatandaştır.
Balkonunu kullanamayan ailedir.
Sağlığından endişe eden insandır.
Devlete güvenip TOKİ’den ev alan vatandaştır.
Bir ömür biriktirdiğini o eve yatıran insandır.
Emeklilik ikramiyesini, tasarrufunu, bütün varlığını bir konuta bağlayan ailedir.
Şimdi o evlerin yaşam kalitesi düşüyorsa, değer kaybediyorsa, insanların sağlığı zarar görüyorsa bu Trabzon’un meselesi değil midir?
Elbette ki öyledir.
Şirketin kaybını ekonomi sayıp vatandaşın kaybını görmezden gelemezsiniz.
Buna kamu yararı denmez.
Buna seçilmiş kamu yararı denir.
Trabzon Limanı’nın geleceğini yalnızca kömüre bağlamak da ayrı bir vizyon problemidir.
Liman bir şehrin dünyaya açılan kapısıdır.
Ticarettir.
İhracattır.
Lojistiktir.
Üretimdir.
Bölgesel kalkınmadır.
Trabzon Limanı geçmişte farklı sektörlere hizmet etti.
Farklı ürünler taşındı.
Farklı ticaret yolları kullanıldı.
Peki şimdi neden Trabzon Limanı daha nitelikli ticaretin merkezi hâline getirilmiyor?
Neden ihracat kapasitesi büyütülmüyor?
Neden limanın geleceği en kolay ve en kârlı faaliyete sıkıştırılıyor?
Kömür boşaltmak ticari bir faaliyettir.
Ama bunu kalkınma modeli diye sunmak başka bir şeydir.
Trabzon bundan daha büyük düşünmek zorundadır.
Meselenin siyasi tarafında Adil Karaismailoğlu var.
Yeni Şafak’ın dili tartışmayı doğrudan onun üzerinden kişiselleştiriyor.
Sanki bütün meselenin sorumlusu tek bir kişiymiş gibi bir algı üretiliyor.
Karaismailoğlu eleştirilemez mi?
Elbette ki eleştirilir.
Her siyasetçi eleştirilir.
Ama eleştiri başka şeydir, ticari bir tartışmanın siyasi hedefini üretmek başka şeydir.
Üstelik Karaismailoğlu’nun çevre ve kent yaşamı konusunda aldığı tavrın siyasi maliyeti de görmezden gelinemez.
Yeni Şafak ve Albayrak Grubu gibi güçlü bir yapının karşısında durmak siyaseten risksiz değildir.
Burada mesele Karaismailoğlu’nu savunmak değil, ölçüyü korumaktır.
Bir tarafta şirket hesabı vardır, öte tarafta şehir.
Bir tarafta ticari kazanç vardır, öte tarafta insan sağlığı.
Bir tarafta limandaki faaliyet vardır, öte tarafta o limanın çevresinde yaşayan insanların hayatı.
Şehir bilanço değildir.
Şehir insandır.
Soluduğu havadır.
Çocuğunun sağlığıdır.
Penceresini açabilmesidir.
Bir ömür çalışıp aldığı evde huzurla yaşayabilmesidir.
Elbette liman çalışsın.
Elbette ticaret büyüsün.
Elbette istihdam artsın.
Ama şirket kazancını kamu yararı diye sunmayın.
Trabzon’un derdini gerçekten konuşacaksak hepsini konuşalım.
Göçü konuşalım.
İşsizliği konuşalım.
Fındığı konuşalım.
Esnafı konuşalım.
Trafiği konuşalım.
Raylı sistemi konuşalım.
Demiryolunu konuşalım.
Limanın geleceğini konuşalım.
Çevreyi konuşalım.
İnsan sağlığını konuşalım.
Ama yıllardır Trabzon’un temel meselelerine aynı yüksek sesle itiraz etmeyip ticari bir çıkar zarar görünce şehri hatırlamak inandırıcı değildir.
Çünkü Trabzon’un derdi kömür değildir.
Asıl mesele, Trabzon’un derdiyle mi dertleniyorsunuz, yoksa kendi derdinizi Trabzon’un derdi diye mi anlatıyorsunuz?