1997 yılında imzalanan Kyoto Protokolü, küresel ısınma ile mücadele etmek amacıyla sanayileşmiş ülkelere yasal olarak bağlayıcı sera gazı salım kotaları getiren uluslararası bir çerçeve anlaşmasıdır. Türkiye’nin de sonradan taraf olduğu bu sözleşme gereği; atmosferi tehdit eden ve ozon tabakasının incelmesine yol açan altı temel sera gazının salımına kotalar getirilmesi hedeflenmişti. Ancak başta ABD olmak üzere pek çok gelişmiş sanayi ülkesi belirlenen kotalara uymayarak atmosferi tehdit etmeyi sürdürdü.
Ardından 2015 yılında Paris İklim Anlaşması kabul edildi. Küresel sıcaklık artışını sınırlandırmayı hedefleyen ve Kyoto’dan farklı olarak hem gelişmiş hem de gelişmekte olan bütün ülkeleri ortak yükümlülük çatısı altında toplayan bu anlaşmayla sera gazı emisyonlarına somut sınırlar getirilmeye çalışıldı. Türkiye bu anlaşmaya da taraf oldu; hatta sürecin takibi ve çevre politikalarının güçlendirilmesi amacıyla bakanlığın adı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı olarak yeniden yapılandırıldı.
Tüm bu gelişmelerin ışığında, 2007 yılında İstanbul’da Orman Yüksek Mühendisi Faruk Çebi ve arkadaşları tarafından Küresel Isınmayla Mücadele Derneği (KÜREM-DER) kuruldu. Trabzon İl Temsilciliğini yürüttüğüm bu dernek; hayata geçirdiği çalışmalar ve kamuoyu çağrılarıyla hem bölgemizde hem de ülkemizde yaşanan tabii afetler, seller ve toprak kaymalarına karşı güçlü bir toplumsal bilinç oluşturmaya gayret etmektedir.
Tarihten ders çıkarılması adına; 1929 Büyük Çaykara-Of sel felaketi, 1950 Sera Gölü heyelanı, 1988 Maçka Çatak toprak kayması, 1990 Değirmendere ve Akçaabat taşkınları, 1998 Köprübaşı-Beşköy felaketi ile 2019 Araklı Çamlıktepe ve Yeşilyurt su baskınları hafızalardaki tazeliğini korumaktadır. KÜREM-DER, yakın zamanda Trabzon Gazeteciler Cemiyeti’nde düzenlediği basın toplantısıyla yaşanan bu acı tecrübeleri hatırlatmış, toplumu bilinçlendirmeye ve ilgili makamları vakit kaybetmeden harekete geçmeye davet etmiştir.
Toplantıda konuşan KÜREM-DER Genel Başkanı Faruk Çebi, özellikle **Kırsal Kalkınma Projesi**nin uygulanması gerektiğini vurgulayarak bu doğrultuda Orman Bakanlığı nezdinde bağımsız bir daire başkanlığının kurulmasının hayati olduğunu belirtti. Tabiat olaylarının kendi kanunları olduğunu hatırlatan Çebi; beşerî müdahalelerin ve geciken tedbirlerin faturasının ağır yıkımlar olacağını ifade etti. Afetlerin yol açtığı tahribatı beton duvarlarla değil, ağaçlandırma hamleleri ve orman varlığını genişletmekle engellemenin mümkün olduğunu söyleyen Çebi; özelde Trabzon ve Karadeniz havzasının, genelde ise tüm Türkiye’nin yüksek afet riski altında bulunduğunu belirterek bu sorumluluğun 7’den 70’e herkese ait olduğunu vurguladı.
KÜREM-DER’in asli görevi, toplumsal farkındalığı artırarak afet kaynaklı tahribatı en aza indirmektir. İnancımız odur ki yaşanan acılardan somut dersler çıkarılmalı, bilimsel ve kalıcı önlemler ivedilikle hayata geçirilmelidir.
Görüldüğü gibi KÜREM-DER çalışıyor dostlar; şimdi sıra bu çağrıya kulak verip gereğini yapmakta.
Geniş yankılar uyandırıp, basında ve sosyal medyada çokça konuşulan çalışmalarımız bundan sonra da güçlü bir şekilde devam edecektir,