Türkiye’de siyaset artık sandıkla değil, takvimle yapılıyor. Kim ne zaman aday olabilir, kim ne zaman yasaklanır, hangi dava hangi tarihte sonuçlanır… Bütün sorun budur. Ekrem İmamoğlu sorunu da tam olarak buraya sıkıştırılmış durumda. “Aday olabilir mi?” sorusu, hukukun değil, kronometrenin konusu haline getirilmiş durumda.

Bugün itibarıyla Ekrem İmamoğlu’nun seçimlere katılmasını engelleyen kesinleşmiş bir yargı kararı yok. Ne siyasi yasak var ne de adaylığa doğrudan set çeken bir hüküm. Buna rağmen ülke gündemi sanki “yasaklanmış bir aday” varmış gibi dizayn ediliyor. Bu da bize şunu gösteriyor: İktidarın asıl derdi İmamoğlu’nun aday olup olmaması değil; aday olma ihtimalinin bile yarattığı siyasi tedirginliktir.

Hukuk, burada bir sonuç üretme aracı değil, bekletme mekanizması olarak işletiliyor. Davalar açılıyor ama bitirilmiyor. Kararlar konuşuluyor ama verilmiyor. Dosyalar rafta, mesajlar manşette… Çünkü kesin bir yasak kararı almak risklidir; almamak da. En “konforlu” yol, belirsizliği uzatmak. Yani siyaseti mahkeme salonlarında değil, duruşma aralarında yürütmek.

Bir de diploma olayı var ki, bu işin en sessiz ama en kritik başlığıdır. Yüksek sesle konuşulmuyor ama herkes biliyor: Bu konu kesinleşirse, adaylık tartışması biter. Kesinleşmezse, her şey YSK takvimine bakar. Yüksek Seçim Kurulu’nun geçmiş pratiği nettir; kesinleşmemiş dosyalarda genellikle “başvuru alınır, sandık kurulur” denir. Sandık kurulduktan sonra ne olur, işte orası siyasetin alanıdır.

Erken seçim ihtimali ise İmamoğlu açısından en rahatsız edici senaryodur… iktidar için. Çünkü erken seçim, yargı süreçlerinin yetişemediği, muhalefetin “yasaklanıyor” söylemiyle toplumu daha kolay mobilize ettiği bir zemindir. O yüzden erken seçim çok konuşulur ama bir türlü gelmez. Zaman iktidarın lehine, sandık muhalefetin.

CHP’nin stratejisi de bu gerçeğe göre kurulmuş durumda. İmamoğlu ne tam aday ilan ediliyor ne de geri çekiliyor. Sürekli sahada, sürekli gündemde, sürekli hedefte. Bu bir kararsızlık değil, kontrollü belirsizliktir. Çünkü mesele tek bir isim değil; o ismin etrafında kurulan siyasal enerji.

Şu açık gerçeği görmek gerekiyor: Ekrem İmamoğlu aday olsa da olmasa da bu seçimin en belirleyici figürlerinden biri olmaya devam edecek. Yasak gelirse bir aday kaybedilmez, bir sembol doğar. Yasak gelmezse sandık konuşur. İktidarın bu yüzden kesin bir hamle yapamadığını görüyoruz. Çünkü her yolun sonunda bir bedel var.

Özetle sorun “İmamoğlu aday olacak mı?” değildir. Sorun, Türkiye’de seçimin hukukla mı yapılacağı, yoksa hukukun seçim takvimine göre mi ayarlanacağıdır. Ve bu sorunun cevabını mahkemeler değil, sonunda yine sandık verecektir.