BEŞİKDÜZÜ SİYASETİ KİMİN KONTROLÜNDE!

Siyasette Beşikdüzü’nde ortaya çıkan tablo, Türkiye’de sıkça rastlanan yerel–merkez siyaset ayrışmasının tipik bir örneği olmaya devam ediyor. CHP’nin belediyeyi kazanması, ilçede aday merkezli bir değişim arzusunun sonucu; ancak bu başarı henüz kalıcı bir siyasal dönüşüme evrilmiş değil.

Bunun nedenlerinden biri, CHP ilçe örgütünün belediye performansını güçlü bir siyasal anlatıya dönüştürememesi.

İkinci önemli etken ise ilçede etkili bazı figürlerin kendilerini “siyaset üstü” bir konumda tanımlayıp, pratikte AK Parti ile sıcak temas kurmaları. Bu isimlerin iktidar temsilcileriyle aynı fotoğraf karelerinde verdikleri “mutluluk pozları”, yerel kamuoyunda siyasi ağırlığın hâlâ nerede toplandığına dair güçlü bir algı üretiyor.

AK Parti’nin Beşikdüzü’nde siyaseten öne çıkması ise yalnızca merkezî iktidar avantajıyla sınırlı değil; bu tür örtük ittifakların sağladığı meşruiyetle de besleniyor. Yatırımlar, ödenekler ve belediye dışı ama gündelik hayatı doğrudan etkileyen hizmetler iktidarla özdeşleştirilirken, AKP’nin teşkilat yapısı ve sürekli saha faaliyeti bu algıyı pekiştiriyor. Karadeniz seçmeninin “belediyede muhalefet, Ankara’da iktidar” refleksi, siyaset üstü görünmeye çalışan bu aktörlerin fiilî tercihleriyle birleştiğinde, CHP’nin yerel başarısını sınırlayan bir çerçeve ortaya çıkıyor. Sonuç olarak Beşikdüzü’nde belediye CHP’de kalsa bile, siyasal ağırlık bu çok katmanlı ilişki ağları nedeniyle AK Parti tarafında kalmayı sürdürüyor.

Beşikdüzü sevdalısı ve CHP’li Kadir ÖZYÜKSEL’den aldığım, yukarıda açıkladığım siyasi atmosfere ışık tutan mektubu aynen aktarıyorum.

Belediye Kimin, Siyaset Kimin?

Bir ilçede belediyeyi kazanmak, o ilçede siyaseti kazandığınız anlamına gelmez. Bu basit gerçeği en çok da yerel yönetimler görmezden gelmeyi sever. Beşikdüzü bugün tam olarak bu çelişkinin içindedir.

Sandıkta yerel iktidar değişmiş olabilir; ancak gündemi belirleyen, konuşulan başlıkları açan, tartışmayı başlatan taraf hâlâ belediye değildir. İlçede siyaset, belediye binasından değil; belediyeyi izleyen, eleştiren, denetleyen bir dilden kurulmaktadır. Bu bir güç gösterisi değil, bir boşluk göstergesidir.

Yerel yönetim susarsa, başkası konuşur.

Yerel yönetim anlatmazsa, başkası anlatır.

Yerel yönetim kendi hikâyesini yazmazsa, o hikâyeyi rakibi kaleme alır. Beşikdüzü’nde yaşanan tam olarak budur.

Yapılan işler vardır; ama zamanında, güçlü ve anlaşılır biçimde kamuoyuna taşınmaz. Kararlar alınır; fakat gerekçeleri anlatılmaz. Tartışmalar doğar; cevaplar geç gelir ya da hiç gelmez. Böyle olunca da ilçenin siyasi iklimi, fiilen iktidar olmayan aktörler tarafından şekillenir. Bu durum bir muhalefet başarısı değil, bir iktidar zaafiyetidir.

Yerel yönetim, yalnızca hizmet üretmez; aynı zamanda anlam üretir. O anlam kurulmadığında, hizmetin değeri de belirsizleşir. Seçmen bir süre sonra “kim yaptı?” değil, “kim konuşuyor?” sorusunu sormaya başlar. Ve siyasette cevabı veren kazanır. Beşikdüzü gibi siyasi hafızası güçlü, refleksi yüksek bir ilçede sessizlik erdem değildir. Sessizlik, çoğu zaman kabulleniş olarak okunur. Hele ki karşı tarafta konuşan, eleştiren, iddia eden bir dil varsa…

Bugün Beşikdüzü’nde sorun, belediyenin kimde olduğu değildir. Sorun, belediyenin siyaseti kimin kurmasına izin verdiğidir. Yerel iktidar, sadece tabelayla değil; sözle, anlatıyla ve sürekli temasla korunur. Aksi hâlde sandıkta kazanılan belediye, zamanla siyasal anlamını yitirir.

Ve siyaset, boşluk sevmez.

Boşluk varsa, biri mutlaka doldurur.