TBMM kürsüsü bu ülkenin en yüksek siyasi zeminidir. Orada edilen yemin, sadece bir metnin tekrarından ibaret değildir; hukuk devletine, demokrasiye ve millet iradesine bağlılık beyanıdır. İşte tam da bu yüzden, o kürsünün etrafında yaşanan her görüntü semboliktir. Ve bazen semboller, kelimelerden daha çok şey anlatır.
Akın Gürlek’in TBMM’de yemin ettiği oturumda yaşananlar da öyleydi. AKP sıralarından yükselen sert tepkiler, tansiyonun hızla yükselmesi ve en vahimi CHP’li milletvekillerine yönelik yumruklu saldırı sonucu yaralanmalar… Bunlar sıradan bir Meclis tartışmasının ötesinde görüntülerdi. Çünkü Meclis, kavganın değil sözün yeridir. Yumruğun devreye girdiği yerde siyaset zemin kaybeder.
Şimdi sorulması gereken soru şu: Bu tablo bize ne söylüyor?
Bir iktidar, kendinden emin olduğunda sakin olur. Gücünden şüphe etmeyen bir siyasi yapı, eleştiriye tahammül gösterir. Sert sözlere karşı sert argüman üretir; fiziki gerilime başvurmaz. Oysa Meclis çatısı altında yaşanan fiziki müdahale görüntüleri, siyasal psikolojide farklı bir evreye işaret eder: Tahammül eşiğinin düşmesi.
Muhalefetin eleştirisi yeni değil. Akın Gürlek’in kariyer geçmişi, yargı-yürütme ilişkisi, kuvvetler ayrılığı tartışmaları uzun süredir gündemde. CHP bu atamayı sistemsel bir sorun olarak görüyor ve bunu Meclis’te de dile getiriyor. Buna katılırsınız ya da katılmazsınız; ama demokraside eleştiri meşrudur. Meşru olmayan, eleştiriye fiziki müdahaleyle cevap vermektir.
Yumruk, siyasetin dili değildir. Yumruk, sözün bittiği yerde değil; söz üretme kapasitesinin tükendiği yerde ortaya çıkar. Eğer iktidar sıralarında oturan milletvekilleri, muhalefetin sözlerine karşılık olarak fiziki güç kullanma noktasına geliyorsa, bu durum yalnızca bir anlık öfke patlaması olarak geçiştirilemez. Bu, siyasal ruh halinin göstergesidir.
Türkiye’de siyaset uzun süredir yüksek tansiyonla yapılıyor. Kutuplaşma derin, dil sert, zemin kaygan. Ancak Meclis’in görevi bu gerilimi topluma yaymak değil, tam tersine süzmek ve hukuk zemininde tutmaktır. Meclis’te yaşanan bir yumruk, sokakta atılan bin adıma gerekçe olur. Çünkü siyaset topluma örnek olur.
Bu görüntüler iktidarın psikolojisinin nereye evrildiğine dair ipuçları veriyor. Savunma refleksi mi? Güç gösterisi mi? Yoksa eleştiriye karşı artan bir hassasiyet mi? Belki hepsi. Ama kesin olan şu: Fiziki gerilim, siyasal özgüvenin değil, siyasal kırılganlığın işaretidir.
Demokrasilerde güç, bağırarak ya da vurarak değil; ikna ederek gösterilir. Meclis kürsüsünde edilen yemin, hukuka ve demokratik değerlere bağlılık sözü içerir. O yemin edilirken yaşanan arbede ise o sözlerin gölgesini büyütür.
İktidarlar gelir geçer. Ama Meclis’in itibarı kalıcıdır. O itibar zedelenirse, kaybeden sadece bir parti olmaz; kaybeden Türkiye olur. Siyasetin dili yeniden söz olmalı. Çünkü yumruğun konuştuğu yerde demokrasi susar.