Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası’nda 10 Ekim Cumartesi günü sandık kurulacak. Birileri kazanacak, birileri kaybedecek. Seçimin olağan sonucu budur. Asıl ölçü ise sonucun kendisi değil, o sonuca hangi yöntemle ulaşıldığıdır.

Demokratik rekabet sert olabilir. Adaylar geçmişleriyle, kararlarıyla, projeleriyle ve yönetme kapasiteleriyle eleştirilebilir. Hatta iyi bir seçim biraz da bunun için vardır. Fakat eleştirinin kişiliğe, aileye ve özel hayata yöneldiği yerde rekabet biter, başka bir şey başlar.

Bir rakibi fikirle aşamayanların kişisel malzemeye yönelmesi güç göstergesi değildir. Tam tersine siyasal ve fikrî yetersizliğin itirafıdır. Kendi iddianızı büyütmek yerine karşınızdakinin itibarını küçültmeye çalışıyorsanız, yarışın seviyesini de kendi seviyenizi de aşağı çekersiniz.

İtibar sıradan bir seçim malzemesi değildir. Bir insanın yıllar içinde kurduğu güven, birkaç günlük hesaplaşmanın mühimmatı yapılamaz. Hele aileyi, çocukları ve özel hayatı yarışın içine çekmek hiçbir demokratik meşruiyetle açıklanamaz.

Burada basının sorumluluğu daha da ağırdır. Gazetecilik, önüne bırakılan her içeriği yayımlama işi değildir. Asıl gazetecilik, o içeriğin kaynağını, zamanlamasını, amacını ve kimin işine yaradığını sorgulayabilmektir.

Seçim arifesinde servis edilen her iddia haber değildir. Bazen haber görüntüsü altında dolaşıma sokulan şey, doğrudan bir operasyonun parçasıdır. Basın bunu fark etmiyorsa kullanılmıştır. Fark ettiği hâlde yayımlıyorsa artık yalnızca aktaran değil, sürecin tarafıdır.

“Biz sadece yayımladık” sözü de sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Çünkü her yayın bir tercihtir. Bir insanın itibarını hedef alan malzemeye alan açmak, o malzemenin etkisini büyütmek demektir.

Üstelik bir manşetin ömrü birkaç saat olabilir, açtığı yaranın ömrü çok daha uzundur. O haberin evin içinde, çocukların okulunda, dost çevresinde ve iş hayatında nasıl karşılık bulacağını da hesaba katmak gerekir. Meslek ahlakı tam burada başlar.

Sivil toplum kuruluşları ve kanaat önderleri de aynı sınavın içindedir. Şehrin ortak aklını temsil ettiğini söyleyenlerin kişisel husumetlere, kulis hesaplarına ve perde arkasındaki operasyonlara mesafe koyması gerekir. Aksi hâlde temsil ettikleri kurumların ağırlığını da günlük hesapların içine çekerler.

Çünkü yöntem, sahibinden bağımsızdır. Bugün rakibinize karşı kullanılan kirli bir yöntem yarın size karşı da kullanılabilir. Kötü usul, doğru taraf seçerek meşru hâle gelmez.

Seçim bitecek. Fakat şehir kalacak.

Bugün birbirini hırpalayanlar yarın aynı salonda oturacak, aynı ekonomik meseleleri konuşacak, aynı Trabzon adına karar üretmeye çalışacak. Sandık kapanır ama hafıza kapanmaz. İnsanlar kimin kazandığını da hatırlar, nasıl kazandığını da.

Asıl konuşulması gereken de budur. Trabzon’a kim yatırım getirecek, üretimin önünü kim açacak, ihracatı kim büyütecek, tüccarın ve sanayicinin önündeki engelleri kim azaltacak, şehre kim yeni bir ekonomik ufuk kazandıracak?

Ticaret ve Sanayi Odası seçimi bunun için yapılır. Proje yarışır, kadro yarışır, yönetim anlayışı yarışır. İnsanın şerefi, ailesi ve itibarı ise yarışın malzemesi yapılamaz.

Cumartesi akşamı bir isim kazanacak.

Fakat gerçek zafer yalnızca sandıktan birinci çıkmak değildir. İnsanların karşısında başı dik kalabilmek, seçim bittiğinde rakibinin yüzüne bakabilmek ve kazandığın makamın ağırlığını taşıyabilmek de zaferin parçasıdır.

Çünkü koltuk kazanılır.

Makam kazanılır.

Seçim kazanılır.

Ama bütün bunları kazanırken ölçüyü, ahlakı ve itibarı kaybediyorsanız ortada büyük bir zafer değil, pahalı bir kayıp vardır.

Sandık kimin kazandığını gösterir, şehir ise kimin küçüldüğünü unutmaz.