bir kedinin dünyaya baktığı yerde buluyorum kendimi
o kadar meraklı ve her sese o kadar duyarlı
bazan ne kendimi ne de çevremi tanıyabiliyorum
her ses beni ürküttüğü kadar her ses yabancı
her yüz sahte olduğu kadar her yüz sıkıcı banal
sessizce avına saldıracak bir yılan gibi fırsat kollamaktalar
zehirlerini her defasında kusup artlarına bakmadan yol almaktalar
*
ve sonra türüne yabancılaşma başlıyor
ilkin evlerden başlıyor sanki
işyerinde sokağından alışveriş yaptığın
bakkalından manavından tutun da
kentinden ülkenden ve sonra yaşadığın ya da
yaşamaya çalıştığın tüm mekânlardan
içten içe yabancılaşıp çürüyorsun
dıştan içe soğumaya başlıyorsun
bu tıpkı yanardağdan püskürüp yamaçlarından
dağın eteklerine doğru sızan lavların soğuması gibi
bu tıpkı denizin ortasında patlayan yanardağın suyla ilk buluşması gibi
bu tıpkı gıdasızlıktan cılız düşen insan ya da
açlıktan ölmek üzere sümsükleşen sokak canlısının can çekişmesi gibi
*
ve bir zaman sonra da kendimi
bana dokunma diyen bir umursamaz kalabalığın içinde buluyorum
arada bir gelip omzuna tosluyorlar
istedikleri gibi yolun ortasında durup
karşılaştıkları kişiyle sohbet ediyorlar
ellerindeki yedikleri yiyeceklerin artığını kolayca yere atıyorlar
trafikte önünü kesiyorlar araçlarını kırıyorlar
ve seni her defasında uyarıp korna basıp görmezden geliyorlar
hiçbir kurala yasaya uymuyorlar
uyanlara da sinirleniyorlar
gördükleri yere-yöne bön bön bakıyorlar
bir şey soracak olsan ya da sormaya kalksalar
artık sen de umursamaz davranmaya itiliyorsun
bu sanki bir dağın yamacında durup
tutunacak dalı olmayan kendi uçurumuna düşercesine
..
ganita