Son yıllarda toplumda hızla yayılan bir alışkanlık var:
Bir hasta ziyareti yapılır yapılmaz telefonlar çıkarılıyor, hastane odasında fotoğraf çekiliyor ve sosyal medyada paylaşılmaya başlanıyor.
Oysa hasta ziyareti gösteriş yapmak için değil, moral vermek içindir.
Hasta odası bir vitrin değildir; insanın en kırılgan, en mahrem anlarının yaşandığı yerdir.
Ne yazık ki bu durum artık sadece sıradan insanların yaptığı bir davranış olmaktan çıktı. Özellikle bazı siyasetçilerin, bürokratların ve kamu görevlilerinin hastane ziyaretlerini adeta bir “PR çalışmasına” dönüştürdüğünü görüyoruz. Bir hastanın yatağının başında dizilen kalabalıklar, objektife verilen pozlar ve ardından sosyal medyada paylaşılan fotoğraflar…
Bunun adı ne nezakettir ne de samimiyet.
Gerçek merhamet, fotoğraf karesine sığdırılacak bir şey değildir.
Gerçek iyilik, kameraya bakarak yapılmaz.
Bir insan hastayken çoğu zaman en güçsüz anını yaşar. O anın fotoğraflanması, hele ki izin alınmadan paylaşılması, iyi niyetle yapılmış olsa bile insan onuruna zarar verebilir.
Aynı durum yemek masalarında yaşanan gösteriş için de geçerli.
Masaya oturur oturmaz yemeklerin fotoğrafını çekmek, sofrayı sohbetten çok sosyal medya vitrini hâline getirdi.
Oysa eskiden insanlar hastayı ziyaret eder, halini hatırını sorar, dua eder ve sessizce ayrılırdı.
Sofralarda ise telefonlar değil, dostluklar konuşurdu.
Bugün ise birçok yerde ilk refleks telefonlara sarılmak oldu.
Teknoloji hayatımızın bir gerçeği olabilir; ancak her anı sergilemek zorunda değiliz.
Bazı anlar vardır ki saygıyla korunması gerekir.
Hasta odası da, sofralar da bunların başında gelir.
Çünkü bazı iyilikler fotoğraf çekilmeden de yapılabilir.
Hatta çoğu zaman en değerli olan iyilikler, kimsenin görmediği iyiliklerdir.